. . . . . GAZETECİ – YAZAR

Author

Abdurrahman Pala

Abdurrahman Pala has 24 articles published.

Beşiktaş kazanamadı

Yazılar içinde tarafından yazıldı

Beşiktaş kazanamadı

Bu sene Vodafone Park’ta Antalyaspor ve Sivasspor’a mağlup olmaktan kurtulamayan Beşiktaş Trabzonspor karşısında da kazanamadı. Maç 2-2 beraberlikle bitti.
Ama;
Maçla ilgili söylenecek çok şey var.
Birincisi Trabzonspor’un genç kalecisi
Maç boyunca 7 gollük şutu ya kurtardı ya da out’a attı.
Başka bir kaleci bu gollerin yarısını rahat yerdi.
İkincisi Beşiktaş’ın yumuşak ortasahası.
Orada 36 yaşına gelmiş Atiba hepsinden iyi.
Dorukhan tamam ama henüz istenilen kıvamda değil.
90 dakika bittiğinde 2 puanı kaybettiği için hangi takım üzülsün siz karar verin.
Trabzonspor adına 7 gollük şutu kurtaran kaleci için belki bu bir puan ödül.
Bence;
Maç boyunca Trabzonspor Beşiktaş’tan daka iyi top oynadı.
Daha çok pozisyon buldu.
Sonuca da gitti.
Şenol Güneş’e söz söylemeyi doğru bulmuyordum.
Söyleyenlere de kızıyordum.
Bu maça bakınca bazı şeyleri söylemek zorundayım.
Gökhan Gönül ve Caner Erkin takım kadrosunda ise maça onlarla başlanır.
Onları bekletmenin anlamı olmadığını ikinci yarıda bu oyuncular oyunlarıyla gösterdiler.
Caner’in iki kafası var. iki tane gol pası var.
İkinci Beşiktaş golünde Gökhan Gönül’ün topu o boyu ile arkaya aşırabilmiş olması “Necip yerine mutlaka ben tercih edilmeliyim” mesajı veriyor.
İkinci yarıda oynadığı oyunu Beşiktaş oyuna başlasaydı sonuç kesinlikle bu
olmazdı.
Halil Umut Meler iyi bir maç yönetti gibi görünüyor.
Bariz hatası yok.
Bana göre Dorukhan’ın ikinci golü gol
Offiside denilen eylem ile gol arasında 9 ayrı eylemvar.
Bu kadar oyun geçmişken yaklaşık iki dakika sonra atılan gole offiside demek ona yakışmadı.
Ligin ilk yarısı gelecek hafta bitecek.
Gelecek hafta Beşiktaş bu hafta mağlup olan Kasımpaşa’ya konuk olacak.
İşi bayağı zor.
Trabzonspor evinde oynayacağı ligin dibine demir atan Rizespor’u yenerse bu yıl şampiyonluk şarkıları söylemeye hak kazanır.
Trabzonspor takım olarak da çok diri…
Sosa’nın yönlendirdiği oyun içinde Yusuf’un Abdülkadir’in Hüseyin’ın Onazi’nin katkıları Trabzonspor’u uçurur.

Fenerbahçe düşme potasında

Yazılar içinde tarafından yazıldı

Spor Toto Süper Lig’in 15. haftasında Fenerbahçe, Akhisarspor’a konuk oldu. Ligde zor günler geçiren sarı-lacivertliler, Akhisarspor deplasmanından da istediğini alamadı ve sahadan 3-0 mağlup ayrıldı.

Fenerbahçe, aldığı bu mağlubiyetle küme düşme hattına gerilerken tarihi bir başarısızlık yaşamış oldu. Akhisarspor’a Fenerbahçe karşısında Bokila ve Manu ve Regattin’in golleri galibiyeti getirdi. Bu sonucun ardından Akhisarspor, Süper Lig’de puanını 16’ya çıkarırken, Fenerbahçe 14 puanda kaldı. Sarı-lacivertli ekip 16. sıraya gerilerken, haftayı da düşme hattında tamamladı.
Fenerbahçe’ye ezici oy farkıyla üstelik Aziz Yıldırım’a karşı kazanan Ali Koç sınıfta kalmıştır.
Kafilenin otobüsle dönme kararını tam iflastır.
Hele hele bu karar yöneticilik adına hiç bir şeyi yapamayacağının, yapmaya kapasitesinin olmadığının ifadesidir.
Başkaları gibi bu kararı çok eleştirmek istemem.
Akhisar’dan Gaziemir havalimanına gitmek, orada beklemek uçağa binmek, Sabiha Gökçen’den Samandıra’ya gelmek zaman açısından aynıdır.
Üstelik yapılan otoyol sayesinde Otobandan gidiş daha konforlu olabilir.
Ancak;
Fenerbahçe başkanı bir mağlubiyetin ardından takımına böyle bir ceza veremez. Vermemelidir.
Bu amatörlüktür.
Bu başka sorunların tetikleyicisidir.
Tarihe geçen bu karar aynı zamanda yöneticilikte zaaf örneği olarak gösterilecektir.
Fenerbahçe’nin sorunu oyuncularda değil.
Cezalandırılanlar onlar.
Akhisar’ın birinci glünde Harun’dan dönen topun önünde 3 Fenerbahçeli bir Akhisarsporlu var. Bir Akhisar’lı 3 Fenerliye rağmen golü yaptı.
İkinci gol Üçüncü gol Fenerbahçe’nin defolarını ortaya koydu.
Şu unutulmamalıdır ki
Fenerbahçe’nin küme düşme potasına gelişinde birinci sorumlu Comolli ve Cocu’ya teslim olan Yönetim Kurulu ve Ali Koç sorumludur.
Bunca yaşananlara rağmen hala Comolli iş başındaysa, Rize maçından sonra taraftara gidip “Hiç bişey eskisi gibi olmayacak. Siz çok üzdüm. Özür diliyorum” gibi laflar eden başkanın hala bişey yapmamış olması kredisini güneşin karı erittiği gibi eritiyor olmasını da seyrediyor.
Yarın Comolli’yi gönderse Ersun Yanal’ı getirse ne olacak ki;…
Kendi tükürdüğünü yalayacak.
Büyük adamsan yalanacak yere tükürmeyeceksin.
“Hata ettim” demesini de bileceksin.

Şampiyon filmi üzerine

Yazılar içinde tarafından yazıldı

Geçen hafta çarşamba gecesi bir şanssızlık yaşadım.
Şampiyon filminin galası için Zorlu PSM’ye gittim.
Basın kartını gösterip içeri geçtim. Fotograflar çektim.
Oyuncularla ayaküstü sohbetler yaptım.
Filmin izleme saati gelince baktım ki herkesin elinde koltuk mumarası var.
Benim yok.
Desk’e gidip durumu anlattım.
Basın kartını ibraz ettim.
Görevli arkadaş
“Davetli listesinde adınız yok. Siz filmi izleyemezsiniz” dedi.
Ne söylediysem kar etmedi. Çaresiz filmi izlemeden salonu terkettim. Yağmur altında ıslana ıslana evime geldim.
Çok zoruma gitmişti. Eposta atarak durumu ilgililerin duymasıma imkan tanıdım(adres yanlışmış ama olsun)
Aslı Başar isimli bir hanımefendi bana döndü.
Nezaket timsali edasıyla, önce gecede başıma gelenler den dolayı üzüntüsünü iletti.
Sonra da bana VİP davetiye temin edeceğini ve ne zaman filmi izlemek için zamanımın olduğunu sordu. Cevahir’de pazar günü filmi izledim.
Belgesel üstadı Behlül Dal’ın talebesi olarak filmin belgesel mantığı, kurgu ve olayların veriliş şekli olarak kusursuz olduğunu gördüm.
Boldi’nin şahsında filizlenen tertemiz bir aşk hikayesinin filmin içine ustalıkla yerleştirildiğine şahit oldum.
Mekanlar ve diyaloglar olarak eksik göremedim.
Tecrit odası’ndaki hasta o gece hara’ya nasıl geldi o biraz absürt..
Sonunda Halis Karataş’ın eşi için söyledikleri ve aradığı “Bitanem” sesi benim de gözyaşlarımı tutamadığım an oldu.
Emeği geçen herkesi kutluyorum.
Fikret Kuşkan muhteşem oyun çıkarmış.
Sanırım sayın Atman’ın hayatını incelemiş
Özdemir Atman’ın canlı yayınlarda söylediği veciz cümleler de filmin içine serpilmiş.
En çok da ona memnun oldum.
Bu ve benzeri bibliyografya filmlerinin artmasını temenni ediyorum.
Bold Pilot bu ülkenin bir evresine damgasını vurmuş bir attı.
Sevinçlerin, kederin, duygunun ve iki canlı arasındaki uyumun simgesi oldu.
Ölümü bile haber oldu.
O gerçeği o at da ve jokeyinde görme feraseti de ömrünü bu işe adamış Özdemir Atman’ın yeteneği…
Konu buraya gelmişken…
Biz de at yarışlarına kumar eylemi gözüyle bakılır.
Bu yanlış
Ben gençliğimde Veliefendiye gidip piknik yaptığımı, doğada muhteşem saatler geçirdiğimi, 3-5 kuruşluk oyunlarla da günüme heyecan kattığımı hatırlıyorum.
Hadiseye mahsa kumar gözüyle bakmamak lazım.
Peygamber efendimiz
“At nasiyesinden hayra ve iyiliğe bağlıdır.”
buyurmuştur.
Türklerin akınlarında en büyük yardımcısı atıdır.
En büyük ve anlamlı savaş aletidir.
Onun için at etini haram olmamasına rağmen biz Türkler hürmeten yemeyiz.
Yine
Hz. Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Şu üç şeyde armağan vardır: Deve yarışı at yarışı ve ok yarışı.”
Yani At yarışına kumar diyecek ilahiyatçılar bi daha düşünsün.

Kağıt’tan Aslan yine berabere

Yazılar içinde tarafından yazıldı

Süper Lig’in 15. haftanın en önemli maçı Galatasaray-Rizespor maçıydı.
Rize can derdindeydi.
Fenerbahçeyi yenen takım 14 haftada 10 puan toplayabilmişti.
Galatasaray ise geçen hafta Beşiktaş’a mağlup olmuştu.
Daha da önemlisi son dört maçında Türkrelekom stadında muhreşem seyircisine rağmen galip gelemiyordu.
Böyle bir atmosferde 2-0 öne geçen Galatasaray daha farklı kazanabileceği bir maçta yine berabere kaldı.
Laubalilik sebebiyle…
Aslında maç sonuna göre 2 puanı kaybeden Rizespor takımıydı.
Biraz daha dikkatli olsalar 3 puanı alarak İstanbul’da maden bulmuş olurlardı.
Çünkü karşısındaki aslan kağıt’tan….
İlk 20 dakika fark olabilirdi.
Gol 40. dakika’da geldi.
Orada topu kurtarmaya çalışan Rodrigues topu kaybediyor Topu alan Rizespor’lu futbolcu can havliyle topla oynuyor. O top daha önce ofsayt’ta olan Selçuk’un önüne düşüyor. Selçuk’un pasına laubali bir şekilde topukla vurmaya çalışan Onyekuru’nun vuruşu tekrar Rizeliden Rodrigues’in önüne düşüyor. O da olanca hızıyla şutunu atıyor.
İkinci gol çok güzel bir hazırlık.
Nagatomo asisitini taptı. Eren kafasını vurdu.
2 – 0 dan sonra golü yiyince kağıt’tan aslan dağıldı.
O arada belki Maıcon oyuna alınsa ve biraz daha skor tutulmaya çalışılsa belki iyi olurdu.
Bunun yerine Ömer Bayram ve Linens hamleleri yumuşak karnı daha da esnek hale getirdi.
Bir stoper uzaklaştırması gereken topu kornere atar, taca atar. Ama oyun ceza sahasına ortalamaz.
Hiçbir zaman Galatasaray’ın oyuncusu olarak düşünemediğim Ahmet Çalık bunu yaptı.
Topu yükselterek rakibin pozisyon almasına da imkan tanıdı.
İkinci Rize golünde ise oyuna yeni giren Ömer Bayram büyük hata yaptı.
O da Galatasaray’ın topçusu değil.
İşler kötü gitmeye başladığında yazdım.
Dikkatli okuyucular farkedecektir.
Galatasaray’ın genç oyunculardan yeni bir takım oluşturmaktan başka çaresi yoktur.
Okan’ları Emre’leri Tugay’ları Galatasaray’a kazandıran Fatih Terim neden bu konuda ürkek davranıyor anlamıyorum.
Galatasaray’ı bu günkü durumuna bu teknik heyet ve oyuncular getirdi.
Linens’in bariz penaltısını vermeyen Ali Palabıyık gibi Galatasaray’ın bu sene çok daha hakkı yenecek.
Hele hele Federasyona karşı mahkemeyi kazanıp paranı alınca insanlar bunu unutacak mı sanıyorsun Fatih hoca…
Ben parama bakarım bana ne Galatasaray’dan diyorsan o zaman elini kalbinin üstüne koyup poz verme !
Bu takım senin eserin.
Çalışmayan, üretmeyen, kendisinden bekleneni veremeyenler hepsi senin
Hatta
Hamle oyuncusu diye aldığın Muğdat, yedek sol bek diye aldığın Ömer Bayram senin tercihin
Kavga eden teknik yardımcın ve oyuncuların senin
Kimseye bahane bulma
Gençlerden yeni bir takım kur
Göndereceklerini de Trabzonspor gibi kadro dışı bırak.
O zaman sana imparator diyeyim.
Kağıt’tan aslan ile maça çıkıp eksik gediğine bahane arama

Durdurdu ama kazanamadı

Yazılar içinde tarafından yazıldı

Süper Lig’in 15. haftanın açılış maçında Alanyaspor ve Beşiktaş kozlarını paylaştı. Geçtiğimiz hafta derbi maçında Galatasaray’ı 1-0 mağlup eden Beşiktaş, Alanyaspor deplasmanında 3 puanı aradı.

Karşılaşmada iki takım da pozisyonlar yakalasa da bu ataklardan gol sesi çıkaramayınca Alanya’da oynanan mücadele 0-0 sona erdi. Takımlar sahadan 1 puan ile ayrıldı.

Süper Lig’de 15. haftanın açılış mücadelesinde Aytemiz Alanyaspor’a konuk olan Beşiktaş’ta teknik direktör Şenol Güneş, Galatasaray derbisine göre ilk 11’de zorunlu bir değişikliğe gitti. 
Siyah-beyazlı takımın teknik direktörü, Galatasaray’la oynadıkları derbi maçta sakatlanan Caner Erkin’in yerine Alanya deplasmanında, ilk 11’de Gökhan Gönül’e şans verdi. 
Aytemiz Alanyaspor Teknik Direktörü Sergen Yalçın ise ligde son oynanan Atiker Konyaspor maçına göre ilk 11’de bir değişiklik gerçekleştirdi. 
Sergen Yalçın, geçen haftaki mücadelede 82 dakika sahada kalan Maniatis’i yedek soyundururken, Junior Fernandes’e ilk 11’de şans tanıdı. 
Kendisi için puan veya puanların çok değerli olduğu Aytemiz Alanyaspor teknik direktörü Sergen Yalçın Beşiktaş’ı önce durdurmayı denedi.
Zaman zaman bunu başardı.
Bulduğu fırsatlarla da kontatağa çıkmaya çalıştı. Tehlikeli akınlar da yaptı.
Eğer bir gol bulsalar altın bulmuş gibi sevinebilirlerdi.
Durdurdu ama vuramadı.
Ama 1 puan da kötü değil.
Aytemiz Alanyaspor Beşiktaş’a karşı kötü oynamadı.
Bulduğu fırsatları da değerlendiremedi.
Son dakikalarda Lucas’ın topu gol olsa Beşiktaş belki büyük hayal kırıklığıyla dönecekti.
Karıus maçta önemli kurtarışlar yaptı. Oyun ileri açıldığında libero gibi ileriye çıktı.
Beşiktaş akıcı bir oyun oynayamadı. Yavaş oynuyor. Maçı hızlandırmalı
Mustafa solda Babel’in pozisyonunu oynayamıyor. Başaramayınca da foul yapıyor. Değişiklik doğru ama gecikmiş bir değişiklik olarak kayıtlara geçti.
Maçın sonlarına doğru Larin ve Lowe’u sahaya süren Şenol Güneş planları yeniledi, değiştirdi ama sonucu değiştiremedi.
Şimdi Beşiktaş’ın önünde Malmo maçı var. Şu an ki tabloya göre beraberlik ikinci olmayı başarmaya yetecek.
Ama;
Beşiktaş riske girmeden galibiyeti hedeflemeli ve ülke puanına katkı sağlamalıdır. diye düşünüyorum.
Gelecek hafta sonunda ise yükselen Trabzonspor’a karşı oynayacak.
Beşiktaş adına o maç ta çok önemli…
Trabzon galibiyeti Trabzonun yükselmesine sebeb olurken Beşiktaş’ı yarıştan uzaklaştırır.
Şenol Güneş oyunu ve maçı yeniden planlamalı.
Bu Beşiktaş’ın arızaları var.
Bunları bilen ve güçlü bir rakibe karşı Beşiktaş rahat kazanamaz.

Teknoloji bize iyi gelmedi

Yazılar içinde tarafından yazıldı

Spor Toto Süper Lig bu sezona başladığından bu yana Dünya Kupası’nda uygulanmaya başlanan VAR sistemi uygulanı 14. hafta maçları oynandı. Bugüne kadar VAR sistemi sorunlarımızı giderecek sanırken, tam aksine VAR dahil hakem hatalarını tartışır olduk.

Galatasaray Konyaspor maçında olmayan penaltıyı veren Hüseyin Göçek VAR’a çağrılmasına rağmen gitmedi.

Beşiktaş-Galatasaray maçında endirek vuruşu görmeyen gururumuz Cüneyt Çakır Penaltıyı VAR’ın uyarısıyla verdi.

Aynı Cüneyt Çakır Vida’nın elle oynamasına penaltı vermedi.

Keza Necip ile Onyekuru’nun pozisyonuna net penaltı demesine rağmen VAR’a çağrıldı veya gitti.

Sonunda Penaltı değil elle oynama kararıyla penaltıyı iptal etti.

Onyekuru-Necip ilişkisinde önce Onyekuru Necip’e foul yapıyor. Arkadan itiyor.
Sonra Necip Onyekuru’yu yere düşerken formasından çekiyor. Ayağını kaldırarak da Onyekuru’yu düşürüyor. Düşmeden hemen sonra top Onyekuru’nun koluna çarpıyor.
Penaltıyı iptal eden Cüneyt Çakır topun elle oynandığını beyan ederek verdiği penaltı kararını iptal ediyor.
Eylemlere bakınca Necip’in foul’u önce düşerken formadan çekme düşerken de baldırıyla düşürme hareketini yapıyor. Sonra top ayakta kalan Onyekuru’nun koluna çarpıyor.
Bu sıralamaya göre elle oynama en son eylem
En son eyleme göre penaltı kararını değiştirmek Cüneyt Çakır’a yakışmadı.
Fenerbahçe-Kasımpaşa maçında da hakem penaltı kararını verdi. Penaltıyı attırdı.
Önce kaleci ihlal yaptı. Sonra da 8 futbolcu ceza sahasını ihlal ettiler. Kaleciden dönen top gol oldu ama karar Fenerbahçe lehine endirekt vuruş…
Şimdi kural ihlali konuşuluyor.
Yapılması gereken şey penaltının tekrarıdır.
Bunun dünyadan da örnekleri var.
Kural ihlali konusunda da mağdur olan takım 3 gün içinde federasyona başvurmalı.
Başvuru MHK’de incelenip tekrar edilip edilmeyeceğine TFF karar verecek.
Teknolojinin nimetlerinden yararlanarak geldiğimiz noktalar maalesef futboldaki hataları azaltmak yerine çoğaltmamıza sebeb oldu.
Kamu vicdanı yaralandı.
Hakem kurumuna ve futbolu yönetenlere bu kadar güvensizlik futbolumuzu katlediyor.
İyiye gideceğini umarken kötüye gidiyoruz.
Herkes aklını başına toplamalı.

Dünya artık dünkü Dünya değil

Yazılar içinde tarafından yazıldı

Dünyanın nüfusunun 4.02 milyarının çevrimiçi olduğu ve yüzde 36’sının akıllı telefon kullandığı bir çağda dijital teknolojiler, kitlelerin yaratıcı içeriklere erişimini, sanat deneyimlerini yaratma ve paylaşma şekillerini değiştiriyor.
Dijitalleşme yaşamımızın her parçasına yayıldıkça, kültür kurumları da sanatı daha ulaşılabilir kılmak, ilgi uyandırmak ve teknolojiye dayalı bir yaşama geçişe ayak uydurmak için teknolojiye daha fazla yöneliyor.
Teknoloji işbirlikleri, kültür kurumları için dijital becerilere, veriye, donanıma, yazılıma, finansmana ve yeni çalışma yöntemlerine erişim sağlayabiliyor.
Earnst and Young’ın araştırmasına göre, yaratıcı ve kültürel endüstriler dijital ekonomiye dünya çapında 200 milyar dolar katkıda bulunuyor.
Yaratıcı ve kültürel endüstrilerle işbirlikleri sayesinde, teknoloji sektörü de yeni kitlelere erişimi sağlayacak yaratıcı zihinlere ve içeriklere ulaşma şansı elde ediyor.
Yukarıdaki bilgiler Uluslar arası bir şirketin dünya üzerinde yaptığı araştırmanın sonuçları.
Yani
Dünya dünkü dünya değil.
Siyasetçiden yöneticisine, eğitimcisinden geliştirme uzmanına sorumlu olan, ülkesine katkı sağlamak isteyen herkes bu bulguları gözardı etmeden gelecek nesilleri şekillendirecek kararları alırken daha dikkatli olmalı…
İnsanların manevi dünyasını şekillendirmeye çalışan başta Diyanet İşleri Başkanlığı olmak üzere sözü dinlenen tarikat şeyhleri dahil herkes insanlara gerçekleri anlatmalı ve onları istismar etmek yerine artık denizin bittiğinin farkına vararak takkesini önüne koyup yaptıkları hatalardan dönmelidir.
İnsanları kandırmak yerine
*Özür dileyerek öze dönüşü
*Peygamberin örnek hayatını doğru anlatarak
*İnsan olmanın erdeminin farkına vararak
*Erdemin en yüce değer olduğunu, Hazreti Adem’den bu yana bütün Dinlerin amacının “İyi insanı yetiştirmek” olduğunu anlatarak
Önce kendi nefislerinde
Sonra çevrelerinde Allah’a layıkkul, Peygamberime layık ümmet olmayı tavsiye etmelidirler.
Yoksa;
Hesap günü var ve Kur’an-ı Kerimin haber verdiğine göre o hesap günü çok şediddir.
Benden söylemesi
Ben sadece Tebliğ vazifemi yapıyorum.

Bu da oldu Küme düştük !

Yazılar içinde tarafından yazıldı

Lucescu ile olmaz diyenlerin başındayım.
Gelişiyle ilgili de tepkimi koymuştum.
Bugüne kadar 16 maça çıkan 8 tanesinde mağlup olan ve sadece 4 galibiyet alabilen 70’i aşmış bu adama çok fazla kredi tanıdık.
Kendi içlerindeki sorunu çözemeyen TFF, önce “Hayır” dediği Fatih Terim’in işine son verdi ve yerine bu içi geçmiş adamı işbaşına getirdi.
Bişeyler değişiyor gibi gösterip paralarımızı savurduk.
Bu adamla olmadı.
Dün gece olmayan Lucescu ile Avrupa Uluslar Kupası’nda küme düştük.
Maçı kazansak en azından küme düşmeyecektik.
Kaybettik.
Şimdi aralarında Arnavutluk, Bulgaristan gibi takımların olduğu C grubunda mücadele edeceğiz.
Maçı yazmayacağım.
Çünkü
Maç baştan aşağı teknik direktör hatası…
Hiç futbol bilmeyen bir adama “İsveç ile oynayacağız. Terdbirini al” desen
İlk yapacağı topu yerden oynamaktır.
Uzun boylu fizikli, yan toplarda başarılı bir İsveç karşısında topu şişirdik.
Kaleci dahil herkes uzun ve havadan oynadı.
Teknik direktör 83. dakikada değişiklik yaptı.
Mağlupken sağ bek değiştirdi.
Gerçek şu ki;
Lucescu bizimle alay ediyor.
Söyledikleri ve demeçleriyle bizi alaya alıyor.
Üstelik;
Maçtan üç gün önce Ali Dürüst’e gidip diyor ki;
“Sözleşmem sezon sonu bitiyor. Gidici diye futbolcular beni takmıyor. Şu sözleşmeyi yenileyelim”
Ali Dürüst cevaben “Bakarız” diyor.
Maça üç gün önce bunları düşünen ve konuşan hocadan Türk Milli takımına hayır gelmez.
Salı akşamı Antalya’da Ukrayna ile özel maç yapacak olan Milli takımın maçında
Takımın başında Lucescu olmamalıdır.
Olursa;
Antalya seyircisi Lucescu’yu protesto etmelidir.
Paragöz bu adamdan kurtulmanın başka yolu yok.

Kur’anı doğru okumalı ve anlamalıyız”

Yazılar içinde tarafından yazıldı

Röportaj :ABDURRAHMAN PALA

“Dinimiz İslam’ın kaynağı kitap ve sünnettir. Kitap Allah kelamı Kur’an-ı Kerim günümüze kadar bir harfi bile değişmeden ulaşmıştır. Bunun değerini bilmeliyiz”

“Hadisler Kur’an ayetlerini açıklayan sözlerdir. Vahye muhatap olan kişi Peygamberimizdir. Aldığı vahyi bize aktarırken ayetleri yorumlamıştır . Kur’ansız Hadis olmaz.”

Son günlerde bazı TV kanallarında ve yazılı basında dini konularda farklı yorum ve değerlendirmeler yapılıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın müftülere yaptığı konuşmada “Dinin güncelleştirilmesi” tezini ortaya atınca herkes farklı frekanslardan dini konularda ahkam keser oldu. Özellikle bazı tarikat ve cemaatler bu çağrıyı istismar ederek “Biz gerçek islamı yaşıyoruz” iddiasında…
Büyük şair Mehmet Akif Ersoy’un
“Doğrudan Kur’an’dan alıp ilhamı
Asrın idrakine göre söyletmeliyiz İslamı” dizeleriyle işaret edilen İslamı asrın idrakine göre yorumlamak konusunda ilahiyatçılar farklı görüşler ileri sürüyor. Aralarında bir çok konuda mutabakat da yok. Yorumlarıyla birbirlerinden ayrılan ilahiyatçılar nerede hata yapıyor? Yapmıyorsa gerçek ne?
Bu konuları Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Fıkıh Öğretim üyesi Prof. Dr. Yunus Vehbi Yavuz ile konuştuk.

-Hocam Arz-ı hürmet ederim. Nasılsınız?

*Hamdolsun. Bugüne şükürler olsun

-Cumhurbaşkanının “Güncelleştirme” söyleminden sonra her kafadan bir ses çıkıyor. Bazıları “Asr-ı Saadet’i bugüne taşıyamayız” derken, bazıları yeni içtihatlar yapılmasını öneriyor. Bazıları da “İçtihat kapısı kapandı” diyor. Siz ce yenilenme nasıl ve nerede olacak ki dini güncelleştirmiş olacağız?

*Kurân Allah’ın kullarına gönderdiği bir mektuptur. Onu dikkatle okumak, anlamak, düşünmek ve gereğini yerine getirmek gerekir. Bu sebeple Kur’an’ı okurken anlamak çok büyük bir önem taşır.
Okumak, anlamak demektir. Kur’an okumak sadece kutsal kitabın sözlerini Arapça olarak okumak, kıraat usullerini öğrenmek ve metnini ezberlemek değildir. Okumak anlamayı kapsar. Hatta okumanın hedefi okunan şeyi anlamaktır. Anlaşılmayan bir metin okunmuş olmaz. Bir kimse, ben falan kitabı okudum, dediği zaman bu onu anladım ve istifade ettim anlamını ifade eder. Anlaşılmadan okunan bir metin okunmuş sayılmaz. Kur’an’da yenilenme olamaz. Fakat Kur’an’ın yorumlarının yenilenmesi gerekir ki İslam’ın mesajı bu topluma kolay yansısın. Cumhurbaşkanımızın söyledikleri, hepimizin derdi. Ama geçmiş alimlerin yaptığı gibi dini yeniden yorumlamak, günümüz ihtiyaçlarına göre çözümler üretmeliyiz.

-Yani

*Tefsir, hadis ve fıkıh metinlerini okumak, okunan metni anlamayı gerektirdiği gibi, bu metinlerin ortaya çıktığı zaman ve zemini, sosyal yapıyı da okumayı ve anlamayı gerektirir. Metinlerin bağlamını, hedef ve amacını anlamadan okumak, o metni anlamak için yeterli değildir. Bir kimse bir bilgiyi okuduğu zaman o bilginin dayandığı gerekçeleri, toplumun yapısını ve amacını da anlamalıdır. Değilse bu gerçekten okumak sayılmaz. Örneğin; bir tefsir kitabı okunduğu zaman bu kitaptaki bilgileri verenlerin Kur’an’dan ne anladıklarını, yaşadıkları toplumun dünya ve ahret hakkındaki kültürlerini de bilmemiz gerekir. Bunu bilirsek o zaman o ilmi anlamış oluruz.
Dinimiz İslam’ın kaynağı kitap ve sünnettir. Kitap Allah kelamı Kur’an-ı Kerim günümüze kadar bir harfi bile değişmeden ulaşmıştır. Bunun değerini bilmeliyiz.

-Tefsir alimleriyle, Kelam alimleri hatta Fıkıh alimleri Kur’andan farklı mesaj mı alıyorlar?

*Tefsir kaitaplarındaki bilgileri okuyanlar, tarihin belli bir döneminde yaşamış olan bazı âlimlerin Allah’ın kelamından hangi mesajları aldıklarını, dünya bilgilerinin ne olduğunu da öğrenmiş oluyorlar. Bunun anlamı şu olur: Tarihte yaşamış falan âlim bu âyet hakkında şu yorumu yapıyordu. Bu gün aynı âyet hakkında o yorumu aynen alıp kullanmak mümkün olduğu gibi, farklı bir yorum getirmek de mümkündür. İşte bu farklı yorum, Allah’ın kelamından bizim anladıklarımızı oluşturur. Tefsir kitaplardaki yorum ise eskilerin kendi dönemlerinde âyetlerden anladıkları mânayı ve yaptıkları yorumu teşkil eder. Durum fıkıh ilmi için de aynen geçerlidir. Fıkıh kitaplarında yer alan binlerce hüküm, eskiden yaşamış olan müçtehit âlimlerin kendi toplumları için kendi dirayetleri ile ve sahip oldukları bilgi birikimi ve kültürleri ile ortaya koydukları yorumlar ve düşünce ürünü bilgilerdir.

-Üretilmiş bilgilere bağlanıp onu yaşamak mı yoksa yorumlamak mı doğru?

*Bu bilgiler o toplumları esas alarak üretilmiştir. Bizim toplumumuzda anılan bilgileri aynen alıp kullanmak toplumun sorununu çözmüş olmayabilir. Bugün ki toplumun sorunlarının çözülebilmesi için, bugünün müçtehit âlimlerinin yaşadığımız topluma göre yeni hüküm ve yeni fıkıh üretmeleri gerekir. Fıkıh kitaplarında yer alan bilgiler, tarihte yaşamış olan âlimlerin, kendi toplumları için ne düşündüklerini ve nasıl bir çözüm şekli getirdiklerini bize ifade eder. Adı geçen âlimler bugün yaşamış olsalardı, neler düşüneceklerini ifade etmez. Bugünün fıkhını meydana getirmek için yaşayan âlimlerin devreye girmesi ve yeni fıkhi bilgiler üretmesi gerekir. İslam tarihi bilgileri için de aynı şeyleri söyleyebiliriz. Hadisler Kur’an ayetlerini açıklayan sözlerdir. Vahye muhatap olan kişi Peygamberimizdir. Aldığı vahyi bize aktarırken ayetleri yorumlamıştır . Kur’ansız Hadis olmaz.

-Bazı İlahiyatçılar insanların kafasını karıştırıyor. Nerede hata yapıyoruz?

*Ülkemizin sorunlarının çözümü düşünce üretmeye bağlıdır. Eğer gerçekten düşünce üretilebilirse bunların çarpışmasından gerçekler ortaya çıkacaktır. Fakat ne yazık ki, dinî ya da dünyevî belli cemaatlerde düşünce üretilme yerine tek bir düşüncenin muhafaza edilmesi tercih edilmektedir. Dinî ve dünyevî cemaatlerin bütün fertleri aynı şeyi düşünmek zorunda bırakılmaktadır. Bunun adına düşünce tekeli diyebiliriz. Düşüncede tekelleşme değişme, gelişme ve kalkınmaya en büyük bir engeldir. Düşünce tekelleşmesinin var olduğu yerde düşüncelerin çarpışmasından bahs edilemez. Bunun yerine fikirsizliklerin çatışması söz konusu olur. Fikirsizliklerin çatışmasından bedenlerin çatışması doğar. Türkiye’nin çektiği sıkıntının altında yatan neden budur.

-Geçmişteki bilgileri aynen uygulamak mı? Yoksa yeni yorumlarla Cumhurbaşkanının “Güncelleştirme” dediği şeyi yapabilirmiyiz?

*Şüphesiz, geçmişin bilinmesi toplumlar için çok önem arzeder. Zira toplumların gelecekleri, tarihi seyir içinde gelişen kültürleri, kurumları, ancak daha önceki tarihleriyle açıklanabilir. İnsanoğlu da yaşadığı müddetçe her zaman ve mekanda tarihin bir kesiti ile karşı karşıyadır. Dolayısıyla onun her ne şekilde olursa olsun kendi tarihinden kaçması mümkün değildir. O halde, bir anlamda geçmişi geleceğe taşıyan tarihçilerin bu işi yaparken fonksiyonları ne olmalıdır? Tarihçi çeşitli hislerin tazyiki ile tarihi malzemeye kendi değerlendirmeleri doğrultusunda müdahalede bulunmalı mıdır? Yoksa olduğu gibi geleceğe mi aktarmalıdır? Bu şekildeki sorulara elbette mantık sınırları dahilinde bir cevap verilmeli ve tarafgir yaklaşımlardan kaçınılmalıdır. Çünkü geçmişe ışık tutacak tarihi malzemenin zaten kıt olduğu düşünülürse; böyle bir müdahalenin yapılması geçmişin daha da karanlığa itilmesi demektir.

-Siz akla gelince hemen kitabınız “İslam’da Zekat Müessesesi” akla geliyor.

*Evet. Elhamdulillah 7. defa güncelleştirilmiş baskısı yapılacak Onun için matbaa’da
Zekatını müslümanlar tam verseydi İslam coğrafyasında aç kalmazdı.
Zekât, kulu tevhidin gerçeğine ulaştıran önemli malî bir ibadettir. Çünkü mal Allah’ındır. Zekât veren kul, Allah’ın malının bir bölümünü, mutlaka Allah’ın belirlediği yerlere vermesi gerektiğinin şuurunu elde eder. İşte bu şuur insanı gerçekten Allah’ı tanımaya götürür, tevhidin gerçeğine ulaştırır.
Zekât, yüksek sesle bize şunu söylemektedir: Bütünü ile dünya işlerinin dinden ayrılması anlamında, İslam ile laiklik bir birine zıt olup birleşemezler. Çünkü İslam’ı dünya hayatından, dünya hayatını İslam’dan soyutlamak mümkün değildir. Laiklerin söyledikleri sözler İslam’ın gerçeğini tanımamaktan kaynaklanmaktadır. Aslında laiklik Hıristiyanlıkla dünya işlerinin ayrılması olup Hıristiyanlar için doğru bir yoldur.Çünkü Hıritiyanlık dünya işlerinde aklı çalıştırmaya ve bilgi üretmeye engel hale getirilmiştir. Batı laiklik prensibi ile bunu aşmıştır. Fakat İslam ile hayat tamamıyla örtüşür. İslam ile hayat bir birinden ayrılmayan bir bütündür. Fert ile toplum da bir birinden ayrılmayan iki unsurdur.Zekât, malların çoğalmasını ve bereket kazanmasını sağlar. Enflasyonun birinci ilacı zekâttır.

-Bazı müslümanlar vergi veriyorum. Zekat’tan düşüyorum. diyor. Ne dersiniz?

*Vergi zekât yerine geçmez. Çünkü bu iki işlemin mahiyeti bir birinden farklıdır. Biri Allah’ın belirlediği bir ibadettir, diğeri ise kulların belirlediği bir vergidir. Vergi vatandaşlık görevidir, zekât ise kulluk görevi. Bu iki görevi bir birine karıştırmak caiz değildir. Çünkü ibadetler bir gerekçeye dayalı olarak farz kılınmamışlardır.

-Ülül emre itaat çok tartışılıyor.

*İslam devletinde Ülül-emre itaat farzdır. Kur’anda geçer. Devlet, milletin en güçlü üst kurumudur. Bu kurumda görev ve sorumluluk almak çok ağır bir yükü yüklenmek demektir. Bir devlet görevine atanan kişi eğer sorumluluk bilincine sahipse sadece bu göreve odaklanmalı, başka işleri buna eklememelidir. Devlet görevi amme görevidir. Devlet görevinde esas liyakattir. Her işe layık olan seçilmeli ve iş için en uygun, en bilgili, en birikimli kişi seçilmelidir. İşi ehline vemek Peygamber emridir.

-Son söz ne demek istersiniz?

*Biz islamı doğru anlamak zorundayız. Benim anladığım doğrudur. Mantığı da yanlıştır.
İslamın ilk ylları ve 4 halife devrinde “ŞURA” vardı. Meseleleri Şura tartışır. Karara varır ve Halife o kararı uygulardı. Eğer biz öze dönmek istiyorsak Şura’yı hayata geçirmeliyiz. Tartışmaktan korkmamalı, bilgiye itibar etmeli ve Alimlere gereken değeri vemeliyiz.

-Teşekkür ederim Hocam

*Bilginin daha çok insanlara ulaşmasına vesile oluyorsunuz. Esas ben Teşekkür ederim.

Yatlar İstanbul’dan demir aldı

Yazılar içinde tarafından yazıldı

22 Ekim’de düzenlenecek Bodrum CUP’dan önce organize edilen İstanbul Challenge Yat ve yelken yarışları İstanbul’dan start aldı. Hafta başında Kalamış Marina ile Kınalıada etrafından dönerek yapılan ilk yarıştan sonra yelkenli yatlar Marmara adası’na doğru demir aldı.
Gece Marmara Adası Asmalı koyu’nda geceleyen süper lüks yatlar bugün Çanakkale boğazını geçerek Ege denizine açılacak.
Çanakkale boğazı geçilirken güvenlik nedeniyle yarışmayacak olan 25 süper lüks yat Perşembe günü Babakale’den start alarak Yunanistan’ın Midilli ve Sakız adalarına kadar yarışacak. Cumartesi günü Sakız adası’ndan Samos adasına yarışacak yatlar Pazar günü ise Samos adası’ndan Bodrum Yalıkavak Marina’ya kadar yarışacak yatlar Burada etap birincilerini ve genel klasman birincilerini öğrenecekler.
Pazartesi günü ise Yalkavak Marina’da verilecek Kenan Doğulu Konseri ile İstanbul Challenge yarışlarında dereceye girenlere ödülleri verilecek.

yukarı git