. . . . . GAZETECİ – YAZAR

Author

Abdurrahman Pala - page 2

Abdurrahman Pala has 55 articles published.

Bazı meseleler ve diyeceklerim

Yazılar içinde tarafından yazıldı

*Mali’den Fransa’ya kaçırılmaya çalışılan saf altın kolilerine el konuldu. Böylece Fransa’nın Mali’deki altın ve diğer değerli madenleri gümrüksüz kaçırdığı belgelendi.

Yıllardır Afrika’nın tüm değerli madenlerini avutma nedenleriyle insanların cahilliklerinden istifade ederek, inançlarını kötüye kullanarak yıllarca sömürdünüz. Şimdi eskiden elinizi kolunuzu sallaya sallaya yaptığınız işleri yapamayacaksınız. Artık Türk’ün devri başladı.

                            ***                                   ***                                    ***

*Almanya Dışişleri Bakanı  Maas “Eğer Türkiye AB’nin  Ankara’ya yönelik yaptırımlarını tartışmasını istemiyorsa Doğu Akdeniz’dekli provokasyonlarını durdurmalı. Aralık ayında alınacak karar Türkiye’nin atacağı adımlara bağlı dedi.

Birleşmiş Milletler de resmen kayıt altına aldığımız Mavi Vatan/Kıta sahanlığı egemenlik haklarımızı kullanmayalım. Sismik araştırma ve sondaj faaliyetlerimizi durduralım. Haklarımızdan vazgeçelim. İstiyorlar. Dünkü Türkiye’yi arıyorlar ve eski alışkanlıkları depreşiyor. Artık o tavırlarınızla sadece komik oluyorsunuz.  Sömürü düzeninizi Doğu Akdeniz’de de sürdüremeyeceksiniz. Aslında kafanıza koyun. Türk’ün olduğu hiçbir yerde eski dünya’ya dönemeyeceksiniz.

                            ***                                    ***                                    ***

*Almanya’da federal Meclis Ülkücü derneklerin yasaklanması talebiyle verilen önergeyi kabul etti.

Bozkurt işareti 500 milyonluk Büyük Türk ailesinin ortak simgesidir. Türkler, Batı Trakya’dan Sibirya’ya Doğu Türkistan’dan Tebriz’e Altaylar’dan Kerkük’e kadar BOZKURT işareti ile birbirlerini tanırlar. Dünyanın hiçbir ülkesi Bozkurt’u yasaklama cüretini gösteremez. Bunun faturasını mutlaka öderler

                            ***                      ***                      ***

*Küresel borçlar pandemi döneminde yüzde 15 artarak 272 trilyona ulaştı.

Dünyanın gayri safi milli hasılaları toplandığında bu kadar değer bulunamıyor. Dünya’nın gayri safi milli hasılası  59 trilyon daha eksilerde …Yani Küresel güçlere ürettiğimizden daha fazla borçlu görünüyoruz. Onlar da “paranın sahibi bizi biz ne dersek o olur” diyorlar. Herkesin bir hesabı var. Allahın da bir hesabı var. Kimse onu unutmasın.

 

Arşiv milletlerin hafızasıdır

Yazılar içinde tarafından yazıldı

Her millet tarihî bir mirasın sahibidir. Bu tarihî mirasın çok önemli bir bölümünü arşivler, kütüphaneler ve eski eserler gibi kültür varlıkları teşkil eder. Millet olabilme ve kalabilmede bu tür kültür varlıklarının büyük yeri ve önemi vardır.

Türkiye, arşiv malzemesi bakımından çok büyük zenginliğe sahiptir. Osmanlı Devleti’nden devralınan büyük miras, bugün Türkiye’yi dünyanın en zengin arşiv potansiyeline sahip sayılı ülkelerden birisi durumuna getirmiştir.

Osmanlı’nın hükümran olduğu topraklar üzerinde, başta Türkiye Cumhuriyeti olmak üzere, hâlen kırka yakın bağımsız ülke yer almaktadır. Bu ülkelerin Osmanlı dönemlerindeki tarihlerinin en zengin kaynağı Osmanlı Arşivleri’dir.

Divan-ı Hümâyûn, Bâb-ı Âsafî, Defterhâne-i Âmire, Bâb-ı Defterî, Bâb-ı Âlî, Yıldız Sarayı defterleri ile nezâretler, vilâyet ve müfettişlikler (taşra arşivleri), Meclis-i Vâlâ ve Meclis-i Âlî-i Tanzimat gibi büyük dairelere ait “defterler” ve diğer “defter serileri” Salnameler’den Şeriyye sicil defterleri’ne, halktan alınan aşar ve diğer vergilerin bile Osmanlı’da bir kaydı bulunmaktaydı.

Osmanlı’dan bize tevarüs eden Osmanlı arşivleri teker teker incelendi, dijitale aktarıldı. Güzel şeyler yapıldı. Yapılıyor.

Ama

Hala Osmanlı’dan bize tevarüs eden varlığın tamamına hakim değiliz. Hepsinin teferruatına sahip değiliz.

Yıllarca tozlu raflarda ve rütubetli mahzenlerde saklanan Osmanlı vesikaları şimdilerde teker teker tasnif ediliyor Elhamdülüllah.

O belgelerin incelenmesı tamamlandığında Osmanlı’nın yaşama biçimi, devlet millet ilişkileri, aile ve toplum içindeki reel davranış biçimleri de ortaya çıkacak, Ecdadımız hakkında daha fazla şey öğrenmiş olacağız.

Belli başlı kütüphaneler dışında bir çok yazma eser de kişilerin ellerinde var. Bunların kişilerden alınıp değerlendirilmesi, rafta durmak yerine işlevselleştirilmesi iyi olur diye düşünüyorum.

Kanayan yaramızın bir tarafı da Yazma eserler maalesef yeteri kadar korunamadı.

Milli şef devrinde boşaltılan bir kütüphane bir arabacıya “Bunları al götür. İstersen Haliç’e at” diye  verilen eserler içerisinde İbn-i Sina’nın Ellugat’ı Fıttıp eseri de bulunmaktaymış Arabacının atmak üzere götürmekte olduğu yazma eserleri Bulgaristan büyükelçisi tesadüfen görmüş. Ve hepsini bir miktar da para vererek arabacıdan satın almış. Daha sonra  Milli şefin vagonlar dolusu okkası 3 kuruşa öldü fiyatına sattığı Osmanlı arşiv belgeleri de birleşince,  bugün en büyük Osmanlı arşivinin Bulgaristan’da olmasını mümkün kılmıştır.

Filvaki olayın bitişinden sonra Türk Hükümeti bu evrakların imha edilmemesini ve geri iadesini istemiş ama büyük miktarı geri alınamamıştır. Bulgaristan göstermelik işe yaramaz bazı evrakları iade ederek durumu idare etmiştir.

Bulgaristan’da olan  Osmanlı Arşiv Belgeleri gerçek varisi Türkiye’de olmalıdır.

Bu hadise bile arşivimize sahip çıkma konusunda ne kadar vefasız ve pervasız olduğumuzun ispatıdır.

Bir yolunu bulup Bulgaristan’a ne verilecekse bu belgelerin geri alınması sağlanmalıdır.

İbn-i Sina’nın eserinin bir fotokopisini bile Bulgaristan bizlere vermeyi kabul etmedi.

Bu da meselenin bir başka tarafı…

Aigai ilgi bekliyor

Yazılar içinde tarafından yazıldı

 

Manisa ili sınırlarında yer alan Aigai, antik dönemde Aspordene, günümüzde Yunt Dağı olarak isimlendirilen dağ silsilesindeki Gün Dağı üzerinde kurulmuştur. Yunt Dağı idari açıdan Manisa ve İzmir il sınırları içinde yer almaktadır.

Eskiçağda Lydia bölgesinin Aiolis ve Mysia bölgeleri ile olan sınırını Yunt Dağı oluşturmaktaydı. Yunt Dağı üzerinde kurulmuş olan en önemli antik merkez Aigai antik kentidir. Günümüze kadar elde edilen arkeolojik veriler ve sınır taşları, özellikle Hellenistik Dönemde, Yunt Dağı’nın önemli bir bölümünün Aigai kontrolünde olduğunu göstermektedir. W.M. Ramsay 1890 yılında yayınladığı kitabında, Aigai sınırlarının oldukça geniş olduğundan söz etmektedir.

 Yunt Dağı’nın önemli bir bölümünün de içinde yer aldığı Aiolis bölgesi Batı Anadolu kıyılarında, kabaca Gediz (Hermos) vadisi ile Bakırçay (Kaystros) arasında kalan bölgeyi ve Midilli (Lesbos) adasını içine alır. Aiolis bölgesinde yaşayan ve Hellencenin farklı bir lehçesini konuşan Aioller bölgeye, Yunanistan’ın kuzeyinden gelip yerleşmişlerdir. Boiotia ve Thesselia bölgelerinden gelip Anadolu’ya yerleşen bu göçmenler, geleneğe göre Batı Anadolu kıyılarına MÖ 11. yüzyılın ikinci yarısında gelmişlerdir

Bu açıklamalar Aigai Antik Kenti kazılarını sürdürmekte olan  Aigai Antik Kenti Tarihçesi || Aigai Kazısı Resmi Web Sitesi’nde yer alıyor.

Mekanı Araştırmacı – Yazar Naci Yengin ve Saruhanlı eski Milli Eğitim Müdürü Mehmet Işık ile gezdik.

Aldığım bilgiler ve bende oluşan kanaate göre Aigai kentinin sakinleri yurtlarını terketmek zorunda kalmış bir kavim. Özellikle Midilli adası ve Yunanistanı terketmek ve Anadoluya göçetmek zorunda kalmış bir topluluk… Zaten Ege bölgesinde  “Denizden gelme” bir çok aile olduğu biliniyor.

Kenti Yund Dağının üstüne kurmaları da işgal ve saldırılardan biraz da olsa kurtulmak adına bunu yapmış olabilirler diye beni düşündürdü.

Tarihçi- Yazar Mustafa Uçar Lidyalıların  Persler tarafından yokedilmesinin altında “Lidyalıların  gelişim için yaptıkları ulaşım yollarının felaketlerine sebeb olduğunu” söyler.

Birbirinden etkilenmiş Lidyalılara göre; Aigai kenti sakinlerinin dağlık alanda olmasının katkısı onları Pers saldırılarından korumuş olabilir. Deniz kenarı yerine dağlık bölgeye yerleşmelerinin bir sebebi de sahili gözetleyebiliyor olması ihtimaller arasında…

Bölgeyi gezince bende oluşan kanaatleri sıralayayım

  • Aigai’ler çağlarına göre çok gelişmiş bir millet. İşledikleri taşlar her biri bir sanat eseri.
  • 150 kişilik bir meclise sahipler. Bu bir anlamda demokrasininin ilk filizlerinin görüldüğünü söyleyebiliriz. Her ne kadar krala danışmanlık yapacak bir meclis kurmuş olsalar da çok sesliği başlatmışlar.
  • Çalışkanmışlar. Pazar yerinden şehrin her tarafına çok özel binalar yapmışlar. Agora, Tiyatro binası, Meclis binası gerçekten taş işlemeciliği adına enteresan örnekler
  • Kentliler şehri dağın üstüne kurmak ve çevresini kale duvarlarıyla çevirmekle güvenlik sorununu çözmüşler. Yerleştikleri yer kolay kolay saldırı düzenlenebilecek bir coğrafya değil.
  • Lidyalılar ve diğer göçebe kavimler gibi barışçıl yaşamışlar. Bir süre hristiyanlığın etkisine de girmişler. Ne varki yerleri ve yurtlarını terketmeleri saldırı sonucu değil büyük bir depremle olmuş

Yapılması gerekenler

*Öncelikle Manisa şehir merkeinden itibaren tabelalara giren Aigai Antik kentinin yolunun bir an önce yapılması gerekir.

*Kentin rahatça gezilebilmesi için  belki bazı bölgeleri es geçerek bir gezi güzergahı oluşturulmalı.

*Daha çok bilgi veren tabela ve benzeri elementlerden istifade edilmeli.

* Yapılacak bir kısa film ile Aigai Antik Kenti tanıtılmalı ve  gelenler önce bu bilgilendirme ile karşılanmalı.

*Kazı bölgeleri halkın gezi güzergahının dışına çıkarılmalı.

 

Manisa için çok değerli olduğuna inandığım bölgeye bir süre önce yeni vali ziyaret etmiş. Etkisi çok olmamış ki yollarda yapılan asfaltlar bile üstünkörü…

Son sözüm şu;

Böyle bir antik kente sahip olan Manisa burayı daha ziyaret edilebilir hale getirmeli. Bu şehir Efes’ten geri kalır bir tarihi eser değil.

 

 

Biden kazandı zor günler kapıda

Yazılar içinde tarafından yazıldı

ABD’de 3 Kasım’da yapılan 59’uncu başkanlık seçimlerini Demokrat aday Joe Biden  kazandı. Amerikan CNN kanalı ve AP ajansı verilerine göre Biden, rakibi ve mevcut başkan Donald Trump’ı Pensilvanya eyaletinde yenerek ipi göğüsledi. Mahkemeye gitmesi beklenen sonuçlarla ilgili şimdiden 273 delegeye ulaşan Biden  artık

 

ABD’nin 46. Başkanı…

 

Çok enteresan

Türkiye’den Biden’ı ilk kutlayan kişi de ana muhalefet CHP’nin  lideri Kemal Kılıçdaroğlu.

Seçimle yenemediği Recep Tayyip Erdoğan’ı Biden’ın desteği ve gücü ve kurulacak kumpaslarla yeneceğine inandırılmışsa yazık.

 

Biden ABD’nin çok eskilerinde kolları olan bir eleman.

 

12 Eylül döneminde Türkiye’ye gelen ve iktidar ve muhalefet liderleri Bülent Ecevit ve Süleyman Demirel ile de sıkı görüşmeler yapan Biden şimdi 77 yaşında.  Barak Obama’nın yardımcılığını da yapan  ve her kriz anında Türkiye’ye gönderilen Biden

Biden’ın da geçtiğimiz günlerde ortaya çıkan ve 8 ay önce yapılmış bir konuşma olduğu deklare edilen “Türkiye’de muhalefeti örgütleyerek Erdoğan’ı indirmek istiyoruz” diyebilen pervasız bir Türkiye ve Erdoğan düşmanı.

Biden artık yaşlı.

Dolayısıyle ülkeyi yardımcısı Kamala Harris yönetecek. 

Kamala Harris ise tescilli Türk düşmanı.

Meclise sunduğu soykırım tasarısı Trump’dan dönmüştü.

Her ne kadar Dışişleri Bakanımız Mevlüt Çavuşoğlu “İlişkilerimiz değişmez. Devlet ilişkileri sabahtan akşama değişmez” de se de  Türkiye ve Erdoğan kabinesi müteyakkız olmak zorunda.

Barak Obama zamanında Türkiye’ye karşı kurulan kumpasların bir kat fazlası Kamala Harris’in yönettiği sistem tarafından Türkiye’ye karşı kurulmaya çalışacaktır.

Seçimden önce  “Trump’mı Biden mi?” diye fikrimi soranlara “Trump kazansın isterim” demiştim.

Çünkü

Trump ile bir çok meseleyi görüşmüş, bazılarını çözmüş bazıları hakkında da belli bir noktada müzakere ediyor idik.

En azından Trump Türkiye’ye “sömürge ülke” muamelesi yapmaktan vazgeçmişti.

Şimdi;

Biden ve Kamala Harris ile mücadeleye yeniden başlayacak gibi görünüyoruz. Çünkü bu şahsiyetler ABD’nin Türkiye’ye eski bakışını temsil ediyorlar.

Türkiye’yi yine zor günler beklemektedir.

Gerilim yükselirken önemli notlar

Yazılar içinde tarafından yazıldı

Herkes Süleymani’nin öldürülüşünde iplerin gerildiğini kabul ediyor.
Kudüs TV Genel yayın yönetmeni canlı yayında Süleymani’nin 15 Temmuz gecesi Türkiye’nin yanında yer aldığını söylüyor.

Ben ise Süleymani’nin Amerikalı konutanlarla son derece samimi fotoğraflarını hatırlıyorum.

PKK’nın İran kanadı PEJAK’ın lideri ile kameraların karşısında poz verirken hatırlıyorum.

Kendinize şunu sorun.

“PKK NEDEN İRAN’A SALDIRMIYOR?”

Bunu bir yere kaydedin

Süleymani Kudüs Tugayları Komutanı idi.
Hiç İsrail’e saldırdığına şahit olmadık.
Hep Irak topraklarında görülüyor.
Zaten Irak topraklarında da füzeyle vuruldu
Karşılık vereceğini beyan eden İran, “ABD üslerine saldırdığını ve 80 ölü olduğunu” söyledi.
Trump ise “Hiçbir Amerikalı ve Iraklı ölmedi “deyiverdi.
Şimdi soru şu;
İran saldırdı vuramadı mı?
ABD üsleri iyi korunduğu veya boşaltıldığı için mi can kaybı olmadı.
Yoksa
Taraflar kamuoyu nezdinde tansiyonu azaltmak için göstermelik bişey bi oyun mu oynadılar?
Çünkü;
ABD’de Başkan Trump’ın Başkanlıktan azil süreci devam ediyor.
Bir de seçim var.

İki tarafın da halkına karşı başarı diye gösterilebilecek eylemlere ihtiyacı var.

Ben Amerika’nın üslere saldırılmasını da cezalandırdığını düşünüyorum
Sebebi şu;
Saldırının olduğu saatlerde İran’da deprem oluyor. Rihter ölçeğine göre 5.3 bu depremin ABD’nin WARP imkanlarını kullanarak yaptığına inanıyorum.
Ardından bir saat sonra Ukrayna uçağı kalkıştan hemen sonra düştü.
Ukrayna Havayollarına ait uçağın Tahran’daki İmam Humeyni Uluslararası Havalimanı’ndaki kalkışından kısa bir süre sonra düşmesinin ardından detaylar çok dikkat çekici…
Tahran İmam Humeyni Havalimanı Sözcüsü Ali Kaşani uçakta toplam 176 kişi olduğunu ifade etti.
Uçağın düşerken alev aldığı görüntülendi.
Ukrayna Dışişleri Bakanı uçakta bulunan yolcuların uyruklarını açıkladı. 82 İranlı, 63 Kanadalı, 11 Ukraynalı, 10 İsveçli…
Buda ilginç.
Hep söylüyorum
1970 yılındaki rehine olayından sonra ABD Reaagan’ın yaptığı anlaşma ile İran ve ABD birbirlerine hiç saldırmadılar.
Göstermelik saldırılar hedef saptırmak içindi.
Ortadoğu’da gerilim bu kadar yükselmişken, bir de bu noktadan meseleye bakın.
Son sözüm şu;
Süleymani görevini tamamladığı için öldürülmüş olmasın

Libya Tezkeresi

Yazılar içinde tarafından yazıldı

2 Ocak Perşembe günü TBMM olağanüstü toplanacak ve Libya’ya asker gönderilmesi tezkeresini oylayacak.
İçimizdeki hainlerden başka Mısır ve BEA’den çatlak sesler çıkıyor.
Akdenizi kaybetme pahasına ana muhalefet partisi bile maval okumaya devam ediyor.
Çok aradım ama bulamadım
1971 senesinde BEA şeyhi Zayed Bin Nahayan ( çok iyi bir adamdı. 80. doğum gününe Türkiye’den gazeteciler davet etti. Bendeniz de o zaman kendisini tanıma şansı buldum. Bir hafta boyunca bizimle yaşadı. Mütevazi bir insandı) ogulları hastalanıyor.
Kaddafi o zaman yeni yeni araplara liderliğini kabul ettirme aşamasında
Nahayan Kaddafi’ye müracaat edince Libya Havayollarının uçağıyla onları BAE’den alıp Trablusgarp’a götürüyor. Tedavi ediyor ve tekrar ülkelerine geri gönderiyor.
Bu haberi Tercüman gazetesinde ustadım Kenan Akın resimli olarak manşetten verdi.
Resimler gün gibi aklımda
Ama
Google amca da maalesef yok.
Olayı size anlatmış oldum
Baba Zayed Nahayan başı sıkışınca Kaddafi’ye miracaat ederken şeyhin çocukları nedense ABD’de eğitime gönderiliyor.
Biz 1999 senesinde Abu Dabi’ye davet edildiğimizde çocukların büyüğü İnformasyon bakanı diğeri Kültür Bakanı idi
Kendisiyle yapılmış röportajım da var.
Şeyh Zayed Bin Nahayan Türkiye hayranı biriydi. Tatilini burada geçiririrdi. Darıca’ da da kimsesiz çocuklar için Yurt yaptırmıştı.
Ölümünden sonra ABD büyük abiyi hedef seçmiş ki küçük Ahmet FAS’ın yakınlarında uçağıyla bir göle düştü ve öldü.
İşte ondan sonra 7 prenslikten oluşan BEA’nin başına geçen Nahayan Türk düşmanlığını seslendirmeye başladı.
Önce Yemen’de karşımıza çıktı. Sonra Suriye meselesinde bile ABD sesiyle konuştu.
Şimdi de Libya’da isyancı general Hafter’e destek veriyor.
Türk askeri oraya ayak basar olaya el koyarsa emperyalizmin Libya ekseninde kurduğu Uluslar arası oyun akamete uğrayacak.
Tabii beyimiz de üzülecek.
Tıpkı bizim içimizdeki hainler gibi…
Bu hükümetin dış politikada yaptıklarına şapka çıkarmayacak vatan evladı olduğuna inanmıyorum.
Suriye’de Akdeniz’de ve son olarak Libya ile yapılan anlaşmalarla emperyal güçlerin hayallerini yerle bir etti.
İnşallah tezkere geçecek. Türk’ün askeri 100 yıl sonra o topraklara ayak basacak ve oyunları bozacak.
Rabbimden niyaz ediyorum
Askerimizin polisimizin güvenlik güçlerimizin ayağına taş değmesin.

Türkiyenin gururu ve onuru

Yazılar içinde tarafından yazıldı

27 Aralık günü Bilişim Vadisinde Cumhurbaşkanının katılımıyla tören vardı.
Hem Bilişim Vadisi’nin açılışı yapılacak, hem de 2018’de aranan babayiğitlerle kurulan konsorsiyumun ürettiği tamamen elektrikli Türk Malı otomobilin ilk defa günyüzüne çıkarılmasına şahit olacaktık.
Herşey muhteşemdi.
Bilgilendirme, nazik noktalardaki ayrıntı ve muhteşem eser.
Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim
Proje ile hedeflerle ilgili gerçekçi planlamalar yapılmış ve Türkiye’nin gurur duyacağı bir prototipi ortaya çıkarılmış
Emeği geçenlerden allah razı olsun
Muhteşem bir iş çıkarmışlar.
Törende açıklandı.
Fabrika da Bursa’da olacak.
Bursa’da konuşlandırılacak fabrika da çok isabetli düşünülmüş.
Çünkü yan sanayiinin en iyi atölyeleri Bursa’da
AR-GE ile ortaya çıkarılan malzemenin tedariki konusunda zorluk çekilmeyecek demektir.
Türkiye’nin onuru ve gururu bu projeye emek veren herkesi gönülden kutluyorum.
Hiçbir vatandaşımızın burun bükmeyeceği güzellikte, bugün bir çok batılı otomobil üreticisinin opsiyonel bile koymadığı donanımlarla tamamen elektrikli ve tamamen bilgisayar kontrollü muhteşem bir araç.

TOGG kısa tanıdığımız konsorsiyum, Anadolu Grubu, BMC, Kök Grubu, Turkcell ve Zorlu Grubu’nun ülkemizde ilk kez hayata geçen bir iş birliği modeliyle oluşturuldu.
Şirketin Yönetim Kurulu Başkanlığını TOBB başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu yürütürken CEO’luğunu ise M. Gürcan Karakaş yürütüyor.
CEO’ya parantez açmalıyım.
Yıllarca Almanya’da Otomotiv sektöründe çalışmış, dünyayı çok iyi biliyor ve süzüyor.
Sektör nereye gidiyor, neler olabilir hepsinin farkında…
Planmalara göre onsorsiyumun kurulduğu 2018 yılından bu tarafa çok mesafe alınmış. Üretim planına göre; Elektrikli otomobilin üretimi 5 modelde, yılda 175 bin adet olacak.
Üretim tesisinde 300’ü nitelikli toplam 4 bin 323 kişi istihdam edilecek.
Türkiye’nin Otomobili Girişim Grubu Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından komple yeni yatırım olarak inşa edilecek tesisin öngörülen toplam sabit yatırım tutarı 22 milyar olacak.

Devrimle başlayan 60 yıl önceki maceramıza araca benzin koymayarak sabote eden zihniyet
Cemal Gürsel’e
-Garplı gibi araba yaptık. Şarklı gibi benzin koymayı unuttuk
tarihi sözünü söyleterek projenin emeklerin ve hayallarin rafa kaldırılmasına sebeb olmuştu.
Cumhurbaşkanı açılışta söyledi
“Devrim otomobiline engel olanlar Devrin otomobiline mani olamayacaklar.”
Ben de aynı dilekleri alkışlıyorum.
Ama unutmayalım
Bu pazar albenisiyle teknolojisiyle ayakta
TOGG’un yaptığı araçta bunların hepsi var.
Bundan sonraki korku emperyal güçlerin doğuştan elektrikli olarak pazara korku salan bu aracın başka yollarla proje olarak akamete uğratılması tehlikesidir.
Halkımız da Televizyon başında heyecana ortak oldu.
İnşallah olmayacaktır.
Bir yandan Suriye’de terörün kökünü kazımak, diğer taraftan Akdeniz’deki oldu bittilere hayır demek, Libya’da meşru hükümete karşı batılı kaynaklarca desteklenen Hafter’i etkisiz hale getirmeye çalışmak ancak Büyük devlet aklıdır.
Çok şükür bu bizde var.
Rabbim yar ve yardımcıları olsun.

Suriye denklemi

Yazılar içinde tarafından yazıldı

Uzun zamandır yazmıyordum.
Dostlar çok laf attılar.
Hatta
“Yazarsam beni tutuklarlar” diye mi korkuyorsun
diyenler bile oldu.
Sebebler bunlar değil.
Cahil insanlara bişey anlatmaya çalışmak, hele hele kafasındaki imajı hiç bir türlü silmeyen ve osavlarından vazgeçmeyen birisiyle tartışmak anlamsız.
Ama
Maalesef yapıyoruz.
Twitter’da bi mesaj yazıyorum veya başka mesaja yorum yazıyorum.
Allaaah
Beğenmeyen, seni bir kaçık suda boğmak isteyen yüzlerce kişi alıyor eline klavyeyi döşeniyor.
Twitter’a bile çok zamandır yazmıyorum.
Ama
Fikirlerimin, katkılarımızn ve savlarımın da bir yerlerde kayıtlı olması gerek.
“Ben demiştim. Ben yazmıştım” diyebilmek için de yazılı evrak gerek.
Onun için hadi Bismillah
4 milyonu aşkın Suriyeliyi içimizde barındırıyoruz.
Bu rakam sadece baktıklarımız.
Büyük şehirlerde ev tutan, iş tutan içimize karışan bir o kadar daha Suriyeli var.
Geçen gün Taksim’in göbeğinde 5 yıldızlı bir otele gittim. Baktım aksanı araba benziyor “Hel tarif arabi” dedim başladık Arapça konuşmaya.
Suriyeli yatırımcı parası var. gelmiş otel işletmesini satın almış,İşletiyor.
Tabii işçileri de Suriyeli.
Kötü değil
Ben bunun demografik yapımıza vereceği zarar dolayısıyle uygun olmadığını savunuyorum.
Adetlerimiz, geleneklerimizin yerini baskın arap alışkanlıklarının almasından korkuyorum.
Bu yüzden göç olayında “ev sahipliği ensar muhacir” muhabbetlerini yapanlara
“Muhacir Mekkelilerin Medineli Ensar’a rahatsızlık vermediği”nin altını çiziyorum.
Tıpkı Balkanlardan gelen soydaşlarımızın bize zarar vermediği, aksine toplum içinde geleneksel kurallara saygılı olduklarını ve üretimde çalışkanlıkta bizlere bile örnek oldukları gibi…
Suriyeli kardeşlerimiz Türkmen kardeşlerimiz orada savaşırken burada sahillerde keyif çattıkları, asayiş olaylarının içinde çok bulundukları gerçeğini unutmamamız lazım.
“Suriye’ye saldırı Hedefin Türkiye olduğunun işaret fişeğidir” diyen ve bunu 1992 yılında söyleyen Necmettin Erbakan’a da rahmet okuyarak şu tespitleri yapmak istiyorum.

1-Türkiye Suriye meselesinde doğru pozisyon almış, ABD’ye biraz uzun sürse de diz çöktürmüş, süre vererek teröristlerini sınırımızdan çekmesini ültimatom haline getirmiş ve başarmıştır. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Trump’ın sarayında kongre üyelerine karşı yaptığı konuşma ve açıklamalar Türkiye için diplomatik bir zaferdir. Bunun la da yetinmemiş bölgenin diğer gücü Rusya ile de masaya oturmuş ve Soçi Mutabakatı olarak tarihe geçen sözleşmeyi imzalamıştır. Aynı konuda hem ABD hem de Rusya ile aynı sözleşmeyi başaran Tek ülke Türkiyedir.
2-Ortadoğu’dak siyasi ağırlık Akdenize kaymışken AB ülkeleri ve diğer emperyallerin hayallerini Libya’nın resmi hükümeti ile anlaşmalar yaparak denizin derinliklerine gömmüştür. Bundan sonrası daha nazik, daha dikkat isteyen ve çok sıkı kontrol edilmeyi mecbur kılan bir gelecektir.
Bu tespitlerden sonra tekrar Suriye’ye dönüyor. Ve diyorum ki
İdlip’te yaşanan rejim destekli sivil katliamı durdurulmalıdır.
Rusya ile görüşmeler yapılarak rejimin masum ve çaresiz insanlar üzerindeki eylemleri önlenmelidir.
ABD Başkanı Trump bile “Rusya, Suriye ve İran, İdlib’de binlerce masum insanı öldürüyor veya öldürmek üzere, bunu yapmayın. Türkiye, katliamı durdurmak için çalışıyor.” diyor.
Bu gerçeği bir an önce gündeme almak ve müdahale etmek zorundayız.

“Astımdan korkmayın”

Yazılar içinde tarafından yazıldı

7 Mayıs Dünya Astım farkındalık günü. Prof. Dr. Arzu Yorgancıoğlu, düzenlediği basın toplantısıyla konuya dikkat çekti. Yorgancıoğlu “Astımdan korkmayın” dedi.

Yorgancıoğlu’na göre; “Dünya’da 300 milyon insan Türkiye’de 12-13 erişkinden ve 7-8 çocuktan birinin astım hastası Oran yüksek. Önemli olan onunla yaşamayı başarabilmek”

GSK Türkiye tarafından 7 Mayıs Dünya Astım Günü kapsamında gerçekleşen basın toplantısında, Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Arzu Yorgancıoğlu, astım ve astım tedavisi ile ilgili değerli bilgiler paylaştı. Prof. Yorgancıoğlu dünyada yaklaşık 300 milyon astım hastası bulunduğunu belirterek Türkiye’de 12-13 erişkinden ve 7-8 çocuktan birinin astım hastası olduğunu söyledi.

Biz de basın toplantısı sonrası kendisiyle ayaküstü röportaj yaptık.

* A.Pala ; Böyle özel günlerde olayın önemini anlıyoruz veya anlıyor gibi davranıyoruz. Farkındalık güzel ama gerçekten bu müzmin bir hastalık mı?

-Prof. Dr. Arzu Yorgancıoğlu, “Astım hastalığı tamamen ortadan kalkan bir hastalık değil, sürekli devam eden, kronik bir hastalık. Bu yüzden süreci yönetmek çok önemli. Koruyucu tedavilerle hasta atağa girmeden birkaç semptomla süreci atlatabiliyor. Bu sayede hastalar istediği mesleği yapabilir, sanatçı olabilir, olimpiyatlara katılabilir. Astım hastalarında yapılan en büyük hatalardan biri hareketsiz kalmaları. Biz astım hastalarının aktiviteden vazgeçmemesini istiyoruz. Hastalar doğru ve düzenli tedavi aldığı sürece istediği sporu yapabilir.”

*A.Pala ;Türkiye’deki astım hastalarının oranı bir hayli yüksek bunu neye bağlıyorsunuz?

-Prof. Dr. Arzu Yorgancıoğlu “Bizdeki en önemli sorun hava kirliliği, sigara kullanma alışkanlığı ve benzer etkenler. Türkiye’de hava kirliliği en düşük il Ardahan. İstanbul İzmir Ankara gibi büyük şehirlerde maalesef hava çok kirli. Bu astım hastalığını tetikleyen en önemli unsur. Polenler ve bahar dolayısıyle maruz kaldığımız etkiler hava kirliliği yanında çok cılız kalıyor.

*A.Pala ;Tavsiyeniz ne

-Prof. Dr. Arzu Yorgancıoğlu” Tek başına havayı temizleyemiyeceğimize göre mümkün olduğu kadar kirli havalarda dışarı çıkmamaya, mümkünse maske kullanmaya çalışabiliriz. Biz astımı tetikleyen grip nezle ve benzeri boğaz enfeksiyonlarını da önemsiyoruz. Onun için her yıl grip aşısı olmanızı tavsiye ediyoruz. Tabii sigara ve benzeri tütün ve mamullerinden uzak duracağız. Özellikle çocukları sigara içilen ortama sokmayacağız. Ve mutlaka egzersiz yapacağız.

*A.Pala ;Astımın tedavisi konusunda ne durumdayız?

-Prof. Dr. Arzu Yorgancıoğlu” Astım hastalığının sebeblerinden biri genetik. Anne baba veya ikisinden birisi astımlı ise dikkatli ve disiplinli olacağız. Astımdan korkmayacağız. Onunla yaşamayı bileceğiz. Öğreneceğiz ve hayatımıza devam edeceğiz. Nasıl Diyanet hastası tansiyon hastası ilaçlarini kullanarak uzun yıllar ayakta kalıyorsa astım hastaları da ilaçlarını kullanmak şartıyle hayatlarını idame ettirecekler. Hayattan geri kalmayacaklar.

*A.Pala ;Hasta gözlemleriniz bu konuda nasıl bir veri gösteriyor?

-Prof. Dr. Arzu Yorgancıoğlu“Astım tedavisinde en kritik nokta tedaviye uyum. Hastaların ilaçlarını düzenli kullanması tedavinin başarıya ulaşmasında son derece önem taşıyor. Eskiden sadece atak dönemlerinde ilaçlar kullanılıyordu, düzenli tedaviler yoktu. Bunun ölüme kadar giden sonuçlarını gördük. Artık farklı hastalara farklı tedaviler uygulanabiliyor. Bu tedaviler düzenli uygulandığı sürece de hastalık normalleşiyor”

*A.Pala ;Anne babalar astımlı çocuklarına “koşma, yürüme oynama yorulma” diyebiliyorlar. Bu doğru mu?

-Prof. Dr. Arzu Yorgancıoğlu “ Hayır Astımlı çocuk da diğerleri gibi koşacak oynayacak düşecek kalkacak kirlenecek. Çocuğu bunlardan uzaklaştırmak bu defa psikolojik sorunları beraberinde getiriyor. Bizim yapmamız gereken onları uzaktan gözetliyeceğiz. Sigara içmeyeceğiz. Yanında içirtmeyeceğiz. Sigara içilen ortamlardan uzak tutacağız. Kirli havalarda mümkün mertebe dışarı çıkarmayacağız.

*A.Pala ;Klinik araştırmalarda en çok rastladığınız sorunumuz ne?

-Prof. Dr. Arzu Yorgancıoğlu “ Özellikle gebelikte Astım hastaları bebeğe zarar veririm endişesi ile ilaç kullanmayı bırakıyor. Bu doğru değil. Tedavi hekim kontrolünde devam edecek. Astım ilaçları çocuğa zararlı olacaksa bunu hekim görür ve sizi uyarır. Hekimden gizli tedaviyi bırakmamak lazım.
Bir de bizim hastalarımızın en büyük sorunu utanıyorlar. Spirali kullanmayı toplum içinde ayıplanacak bişey gibi algılıyorlar. Sokakta kimse görmesin istiyorlar bunlar doğru değil.
Tekrar söylüyorum. Astım diyabet gibi tansiyon gibi ömür boyu beraber yaşanacak bir hastalık Tedavisini ertelemediğin geciktirmediğin, hekimin tavsiyelerine uyduğunuz sürece korkulacak bir şey yok.

*A.Pala ;Bir de meslek itibariyle astım hastası olanlar var ?

-Prof. Dr. Arzu Yorgancıoğlu “ Evet Özellikle boya ve benzeri sentetik koku yayan işlerde çalışanlar. Kuaförler ciddi risk altında Biz burada iyi bilgilendirme ve titiz tedavi takipleriyle bunların üstesinden geliyoruz.

*A.Pala ;Mevsim dolayısıyle allerjik astım olanlar da var?

-Prof. Dr. Arzu Yorgancıoğlu “Var ama onlar sıkı takip etmemiz gereken grupta değil. Allerjenler ortadan kalkınca o hastaların şikayetleri de çoğu kez bitiyor.”

*7 Mayıs’ı anarken söyleyecekleriniz?

-Prof. Dr. Arzu Yorgancıoğlu ”Biz toplum astımın farkında olsun istiyoruz. Bundan korkmasın. Tedaviye titizlikle uysun ve hayatını yaşamaktan geri kalmasın istiyoruz.
Astımlı bir hasta tedavisini titizlikle sürdürüyorsa herkes gibi egzersiz dahil bütün aktivitelerini yapabilir.Astımla yaşamak, yapamadıklarınızı normal kabul etmek olmamalıdır. Sağlıklı yaşamanız ve kendi normalinizi doğru değerlendirebilmeniz için neler yapılabilir.
Gerçek potansiyelinizde mi yaşıyorsunuz?
Astımınız olduğu zaman, her gün belirtilerinizle yaşamaya alışıp, bu durumu normal zannetmeye başlayabilirsiniz. Oysa astımınızı kontrol altına alarak, belirtilerinizi azaltarak yaşam kalitenizi artırabilecek yöntemler olabilir.
A.Pala ; AKT testinden biraz bahsedermisiniz?
-Prof. Dr. Arzu Yorgancıoğlu “Astım Kontrol Testi (AKT) size, bir an durup, astımın günlük yaşamınızı nasıl etkilediğini değerlendirebilmenizi sağlayacak, 5 sorudan oluşan, 4 haftalık dönemde astımınızın ne kadar kontrol altında olduğunu gösteren, çevrimiçi veya çevrimdışı olarak cevaplayabileceğiniz güvenilir bir testtir. Sonuç, astım kontrolünüzün ne düzeyde olduğunu anlamanıza yardımcı olacaktır. Sonuçlar sizi şaşırtabilir. Astım belirtileri aylara ve sezonlara göre değişebileceği için testi düzenli aralıklarla doldurmanız faydalı olacaktır. Astım Kontrol Testi (AKT) size, bir an durup, astımın günlük yaşamınızı nasıl etkilediğini değerlendirebilmenizi sağlayacak, 5 sorudan oluşan, 4 haftalık dönemde astımınızın ne kadar kontrol altında olduğunu gösteren, çevrimiçi veya çevrimdışı olarak cevaplayabileceğiniz güvenilir bir testtir. Sonuç, astım kontrolünüzün ne düzeyde olduğunu anlamanıza yardımcı olacaktır. Sonuçlar sizi şaşırtabilir. Astım belirtileri aylara ve sezonlara göre değişebileceği için testi düzenli aralıklarla doldurmanız faydalı olacaktır.”

*A.Pala ;Çok Teşekkür ederim
-Prof. Dr. Arzu Yorgancıoğlu “Biliyorum Manisalısınız. Annenizi ziyarete gelince beklerim.”
*********************

Astım ve Ebeveyn Olmak
Ebeveyn olmanın “tam zamanlı bir iş” olduğu hep söylenir. Anne baba olmak yorucu olabilir, özellikle de astımınız kontrol altında değilse çocuklarınıza ayak uydurmak zorlaşabilir.
Bu durum çocukları ile rahat vakit geçirmek isteyen ebeveynler için tedirginliğe sebep olabilir. Astımı hastası kişiler kendilerini haksız yere kısıtlanmış hissedebilir, hele çocukları da astım hastasıysa bu daha da fazla strese yol açabilir.
Ancak astımınızı kontrol altında tutmak için yapacağınız değişiklikler bir ebeveyn olarak karşınıza çıkabilecek zorlukları aşmanıza yardımcı olacaktır.
“Gece uyandığım zaman kendimi oğlanlardan öksürük sesi geliyor mu diye kulak kabartırken buluyorum ve kendime gece uyumazsam sabah onlara faydam olmayacağını hatırlatmaya çalışıyorum. 2 yaşındaki küçük kızım için bebek telsizim var, oğlanları da kendi odamdan duyabiliyorum. Böylece hem onların uykusunu hem de kendi uykumu daha az bölmek zorunda kalıyorum”

-Ebeveyn ve çocukların astım hastası olduğu bir aile
Astımlı çocuklarınız: İyi bir örnek oluşturmak
Hem ebeveynlik yapıp hem de astımınızı kontrol etmek zor olabilir, ancak astımı olan çocuklarınız kendi astımlarını yönetmeyi sizin tecrübelerinizden öğrenecektir.
Kendi astımınızı yönetirken çocuklarınızın sizi gözlemlemesi, ilaçlarını doğru kullanmalarını sağlayabilir. Astım yönetiminizi günlük aile rutininize katmak da, astımı çocuklarınızın gözünde normalleştirebilir ve böylece hem şimdi hem de gelecek için iyi alışkanlıklar edinilmesini sağlayabilir.
“Günlük ilaçlarımızı oğlumla aynı anda kullanırdık. Bu sayede hastalığı hakkında daha normal hissetti, tedaviyi acayip veya korkutucu olacak algılamadı”

-Ebeveyn ve çocukların astım hastası olduğu bir aile

****************************
Astımı tetikleyen faktörler
Sigara dumanı
Kedi, köpek gibi tüylü evcil hayvanların derileri, tükürükleri ve idrarları
Akarlar
Egzersiz
Polenler
Küf mantarları:
İç ve dış ortamdaki hava kirliliği, soğuk hava ve bazı besinler
Üst solunum yolu enfeksiyonları ve sinüzit
Geniz akıntısı 
Reflü (mide içeriğinin ağıza geri gelmesi)
Stres, aşırı üzüntü, kahkaha
Bazı ilaçlar
Hava kirliliği
Kapalı yerlerde uzun süre kalmak
Uzun süre hareketsiz kalmak

Kredi kartı ve savurganlığımız

Yazılar içinde tarafından yazıldı

Son günlerde Rıza Kayaalp’in tekrar güreş şampiyonu olmasıyla sevindik.

Kızlarımızın da güreşteki başarıları bizi mutlu etti.

Dünya şampiyonu olduğumuz yarışma sporlarımız çok az.

Biraz Güreş’te biraz da kişisel sporlarda varız.

Ama;

Bir konuda dünya şampiyonuyuz.

Türkiye kredi kartı ve banka kartında dünya şampiyonu

Türkiye’de 2019 yılı itibariyle 148 milyonu banka kartı ve 66 milyonu da kredi kartı olmak üzere 214 milyon kart var.
81 milyonu biraz aşan nüfusumuzun üç katı kredi kartı ve banka kartımzı var.
Bu sayı son 5 yıldır İngiltere, Fransa ve Almanya’nın da önünde Avrupa’da ülkemizi birinci sırada şampiyon yapıyor.
Bunda sokakta kredi kartı dağıtan, sosyal medyada ilanlar vererek kredi kartı pazarlayan bankaların da katkısı var elbette…
Şunu bilmemiz gerekiyor.
Kredi kartı modern bir ödeme yöntemidir.
Aylık masraflarınızı biriktirip belirlediğiniz gününde ödemektir aslolan…
Biz de ise öyle olmuyor.
Kişi kendisine kolayca verilen kredi kartını atm’ye sokup nakit çekiyor.
Bahanesi de hazır
“Ona buna boyun bükeceğime bankaya borçlanırım”
Güzel de sen sadece borçlanmıyorsun
Ödeme gücünün olmadığı bir sarmala giriyor ve birinci kartın asgari ödeme tutarını öteki kartından çektiğin nakitle kapatıyorsun.
Bu kısır döngü bir süre sonra ödenemez, altından kalkılmaz borç yığınıyla seni başbaşa bırakıyor.
Bu defa “Devlet kurtarsın” diye beklentiye giriyorsun.
Bazı sahtekar politikacılar da kredi kartı borçlarını affedeceğini söyleyince gözlerin faltaşı gibi açılıyor.
Çevremde bildiğim çok disiplinli küçük esnaflar var.
Adam taksi şoförü bir ay boyunca yakıtını kredi kartıyla alıyor.
Gününde de borcunu ödüyor.
Bir ay boyunca kullandığı yakıtın finansını bankasına yaptırıyor.
Banka için makbul bir müşteri olmasa da muhteşem fırsatı değerlendiriyor.
Bankanın kendisine sağladığı krediyi nakte dönüştürüyor. Her gün yakıt için nakit ödeyeceğine aydan aya ödüyor.
Ne güzel.
Kredi kartı böyle bişey
Adam gibi disiplinli ve gelirin kadar kullanabileceğin bir ödeme aracı.
Türkiye’de her yıl yaklaşık 5,5 milyar kartlı işlem yapılıyor.
Bundan 10 yıl önce kartla yapılan tüketimharcamaları yüzde 15 oranlarındayken günümüzde yüzde 38 civarına yükseldi.
En fazla kartlı ödeme yapılan sektör 148 milyar lira ile market ve AVM’ler; bu iki sektörü 78 milyar lira ile akaryakıt, 68 milyar lira ile giyim, 57 milyar lira ile küçük gıda perakendesi, 45 milyar lira ile elektronik eşya sektörlerinin takip ediyor.
Uzmanlar ise işlemlerini kredi kartı ile yapanları, bilmedikleri sitelerden alışveriş yapmamaları, online işlemlerde sanal kredi kartı kullanmaya dikkat etmeleri konusunda uyardı.
Uzmanların bir uyarısı da banka kartı ve kredi kartı üzerinden yapılan dolandırıcılıktan bahisle şifre ve işlem güvenliği konusunda kişileri daha dikkatli olmaya çağırıyorlar.
Benim de uyarım
Kredi kartı ve banka kartı bir ödeme aracıdır.
Geliriniz kadar kullanacak ve gününde ödeyeceksiniz.
Belirsiz bir meçhule yol almak için bir çok kredi kartına sahip olup onları savurmak Türk insanına yakışmaz.

yukarı git