. . . . . GAZETECİ – YAZAR

Monthly archive

Mart 2022

Dünya Su Günü

Yazılar içinde tarafından yazıldı

1997 senesinde Nokta dergisinde yayınladığım istatistiklere göre kişi başına  Kullanılabilir su miktarımız 4000 – 4500 metreküp civarında idi. Bugün Türkiye’de son 20 yılda kişi başına düşen su miktarı 1346 metreküpe kadar  indi. Bu ülkemiz için çok vahim bir sonuçTürkiye kişi başına kullanılabilir su miktarı bakımından henüz su fakiri bir ülke olmasa da su stresi yaşayan bir ülke… Ve eğer etkili adımlar atılmazsa, 2030 yılındaki nüfus tahminlerine göre ülkemiz su fakiri bir ülke olmaktan kurtulamayacaktır.

 22 Mart dünya’da “su’ya dikkat çekmek için” yıllardır “Su Günü” olarak kutlanılıyor.

Dünya Su Günü 1993 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından ilan edilmiştir. İlk kez 1993’de Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda önerilen “Dünya Su Günü”, gerek BM üyeleri ve diğer dünya ülkelerinin giderek büyüyen temiz su sorununa dikkat çekmek istemesi, içilebilir su kaynaklarının korunması ve çoğaltılması konusunda somut adımlar atılmasının sağlanması amacıyla böyle bir gün oluşturuldu.

Her yıl aynı tarih geldiğinde kişi ve kurumlar kendi çaplarında bişeyler yapıyorlar veya yapıyor görünüyorlar.

Aslında  farkındalık yaratmak adına yapılan “Dünya Su Günü” bir çok ilim adamının emek verdiği  su araştırmalarına da kaynak teşkil ediyor.

Dünya için, suyun yeri ayrıdır. Yaşamın olmazsa olmazı sudur. Bu yüzden Dünya Su Günü’nün de ayrı bir misyonu vardır. Bu günde suyun varlığının önemine ve sonraki nesillere de kalacak bir miras olduğundan bahsedilir.

Manisa Mimar Sinan Bulvarı üzerinde seyir halinde iken Manisa Büyükşehir Belediyesi’nin “Geleceğe bırakacağımzı en iyi miras su’dur” yazısını okudum.

Herkes beylik cümlelerle BM tarafından kabul edilmiş bir gün de Su’dan bahsediyor.

Ama tasarruf konusunda maalesef yeteri kadar duyarlı olduğumuz söylenemez.

Eğitimin aileden başladığı teziyle suyu tasarruflu kullanmak konusunda eğitsel çok yapacak işimizin olduğunun altını çizmek isterim.

Yapılanlar da politik söylemlerden öteye geçemiyor.

Mesela

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı yarın Salihli Tekelioğlu köyüne gelecekmiş.

Tüm İzmir’lileri de oraya davet etmiş.

Sebeb

Kuruyan Marmara Gölü’nü kurtarmak

Gölmarmara’ya adını veren bu gölü son beş yıldır göz göre göre ölüyordu. Her yıl da da bir 22 Mart vardı. Kimse oralı olmadı ve gölün kurtarılması için veya doğal akışına bırakmak için yapılmış bunca yatırımlara rağmen kimse elini taşın altına koymadı  ve Göl bugün artık eskiye döndürülemeyecek hale geldi. Gölün bir çok noktasında şu an ziraat yapılıyor. Köylüler ekip biçiyor. Onlara bu gücü ve desteği veren siyasetçiler de olduğu, onun için de maliki olmadıkları arazilerde ziraat yapan bu çiftçileri cüretlendirdiği  iddiaları herkesin kulağında….

Bu yazıyı yazmama vesile olan Dünya Su Günü madem konumuz. O zaman Su ile ilgili şu bilgileri hiçbir zaman gözardı etmeyelim.

Türkiye, yılda ortalama 150 milyar metreküp civarında su üretiyor .Bu suların sadece 17 milyar metreküpü  işlenebiliyor.

Bu yıl Mart ayında kar yağışının artması ile daha fazla suyumuz olacak..

Ancak

Bu suların ekonomik değere dönüştürülmesi ve kullanılabilir hale getirilmesi geçtiğimiz yıllardaki örneklere bakarsak yine toplumun beklentilerini karşılamayacak.

Yerkürenin 3/4’ü sularla kaplı olmasına rağmen kullanılabilir su miktarı %2,5, içilebilir su miktarı ise %1’den daha azdır.

1997 senesinde Nokta dergisinde yayınladığım istatistiklere göre kişi başına  Kullanılabilir su miktarımız 4000 – 4500 metreküp civarında idi.

Bugün Türkiye’de son 20 yılda kişi başına düşen su miktarı 1346 metreküpe kadar  indi.

20 yılda çok vahşi bir sonuç bu…

Türkiye kişi başına kullanılabilir su miktarı bakımından henüz su fakiri bir ülke olmasa da su stresi yaşayan bir ülke… Ve eğer etkili adımlar atılmazsa, 2030 yılındaki nüfus tahminlerine göre ülkemiz su fakiri bir ülke olmaktan kurtulamayacaktır.

 

 

Ukrayna Üzerine görüşlerim

Yazılar içinde tarafından yazıldı

Sovyet Sosoyalist Cumhuriyetler Birliği dağıldıktan sonra bu birliğin Uzay çalışmaları Kazakistan’da, Motor teknolojileri ve geliştirilmesi çalışmalarının merkezi de Ukrayna’da kaldı. Benim aklım “Putin mantığı bütün eski Varşova Paktı ülkelerinden vazgeçse bile Kazakistan ve Ukrayna’dan vazgeçmez.” diyor.

1989’da Baba Bush ile Gorbaçov’un Malta da yaptıkları zirve Sovyetlerin dağılma sürecini başlatmıştı. Gorbaçov’dan sonra iktidarı devralan Yeltsin dahil Rusya yöneticileri bir taraftan durumu idare etmeye çalışırken, Batı’nın kendi sinir uçlarına dokunmasını hiçbir zaman unutmadı. Amerikalıların tabiriyle onları hep kaydetti.

İş o kadar ileri gitti ki NATO Varşova Paktı Ülkelerinin sözleşmeyi imzaladığı salonda toplantı düzenledi.

Adım adım Rusya Federasyonu olarak ayakta durmak isteyen ülkeye karşı psikolojik saldırılarını sürdürdü Batı dünyası…

Eski Varşova Paktı ülkelerinin birer birer Nato’ya alınması Rusya’nın tahammül sınırının nereye kadar duruma müsaade edeceği sorusunu hep akıllara getirdi.

Sovyetler’in dağılmasından sonra Rus ordusu yaklaşık 10 yıllık bir duraklama dönemine girdi. Devlet başkanlığı görevine 2000 yılında Vladimir  Putin’in gelmesiyle ise Rus ordusunda tam bir modernizasyon seferberliği başlatıldı. 2001’de 7 milyar dolar olan savunma bütçesi 2007’de artık 32 milyar dolar olmuştu. Bu rakam şu anda 70 milyar dolar. Ayrıca Putin göreve gelir gelmez 2000’de Rusya’nın askeri, ulusal güvenlik ve dış politika doktrinlerini değiştirdi. Putin’in “güçlü ordu, güçlü devlet” felsefesi geçen 15 yıl içinde orduda modernizasyon ve büyüme şeklinde kendini açıkça gösterdi. Çeçenistan’dan Gürcistan’a, Ukrayna’dan Suriye’ye kadar girişilen ve yüz binlerce cana mal olan işgal harekatları… Sonuncusu da Ukrayna saldırısı.

Gözlerden kaçırılmaması gereken bir nokta var.

Sovyet Sosoyalist Cumhuriyetler Birliği dağıldıktan sonra bu birliğin Uzay çalışmaları Kazakistan’da, Motor teknolojileri ve geliştirilmesi çalışmalarının merkezi de Ukrayna’da kaldı.

Benim aklım “Putin mantığı bütün eski Varşova Paktı ülkelerinden vazgeçse bile Kazakistan ve Ukrayna’dan vazgeçmez.” diyor.

Nitekim son gelişen olaylar bu iki önem arzeden nokta konusunda Putin doktrininin ne kadar hassas olduğunu ortaya koyuyor.

Bugün Türkiye’nin sadece arabulucu olabildiği konularda bile Putin, Ukrayna’nın NATO içine alınması projesinden vazgeçilmesini,Ukrayna’daki Zelensky’nin başında olduğu iktidarın da değişmesini istiyor.

Başka ve bağımsız bir ülkenin iktidarınının da değişmesini istemek nasıl bir cür’et ise…

ABD ve AB ülkelerini yayınladığı düşman listesiyle deklare eden Putin, artık sosyalist siyasetten realist siyasete geçmiş görünüyor.

Belki İktidarın değişmesini başaramasa bile  Ukrayna’nın kendisi için ne kadar önem arzettiğini dostu düşmanı herkese duyurdu.

AB ülkelerinin soğukta donma riskini elinde tutan Putin, planlamalarını yaparken de çok realist davrandı.

Petrol ve doğalgaz fiyatlarının uçuşa geçmesi de Putin’in ekmeğine yağ sürdü.

Başta ABD ve İngiltere olmak üzere batı dürüst olsa bunca yaptırım sıralaması yerine petrol ve emtia fiyatlarıyla oynasa Putin’e daha farklı bir kıskaç uygulayabilirdi.

Bunu yapmadığına göre anlıyoruz ki; Batı’nın başta ABD olmak üzere yaptırımları bir aldatmacadan ibaret.

Siyasi ve ticari ortaklıklarımız yanında Suriye ve Libya cephelerinde karşı saflarda savaşmamıza rağmen Rusya’nın en güvendiği ülke Türkiye olduğu, kendisiyle diyalog başlatılacaksa bu buluşmayı realize edecek liderin Erdoğan olduğu gerçeği bir kez daha ortaya çıkmıştır.

Haretz gazetesi geçen hafta “Rusya-Ukrayna savaşının galibi Erdoğandır” diye manşet atması da dikkatlerden kaçmamalıdır.

Umarım

Putin, Erdoğan’ı dinler ve sivillerin tahliyesi konusunda verilen sözleri tutar.

CP Morgan petrol fiyatları konusunda “189 doları görebilir” diye bir açıklama yaptı. Bu zorlu kış şartlarında yükselen petrol fiyatları tüm dünya için olduğu kadar ülkemiz için de felaket olur. Şu haliyle bile 108 dolarlık bir petrol fiyatı her gece petrol ürünlerine zam yapılmasını mecbur kılmaktadır.

Batı, Ukrayna üzerinden 10 yıl önce Soros aracılığıyla operasyonlar yaparken bugün artık direkt Ukrayna gibi bir ülkenin felakete sürüklenmesine  sebeb olmuştur.

Bu haliyle bile bir millete felaketi yaşatan tablo

En güzel sözü de Aziz Sancar hocam söylemiş

“Ukrayna’da insanlık ölüyor” deniyor. Doğru ama eksik. Çünkü o insanlık ; Afrika’da aç bırakılmış, Bosna’da tecavüze uğram Hocalı’da duyulmamış,Irak’ta aldatılmış, Myanmar’da yakılmıştı.

 

 

yukarı git