. . . . . GAZETECİ – YAZAR

Monthly archive

Mart 2016 - page 3

YILBAŞI veya MEKKE’NİN FETHİ

Makaleler içinde tarafından yazıldı

YILBAŞI veya MEKKE’NİN FETHİ

Her yılın başında yeni bir tartışma başlar.

‘Müslüman Yılbaşı Kutlamaz’

Doğrudur.

Müslüman için yeni yılın gelmesinin dışında, takvimin dışında hiç bir şey ifade etmez yılbaşı…. Bunu kutlamak ise başka kavimlere benzeme anlamına geldiği için kabul edilemez.

Peygamberimiz S.A.V. Bir mübarek sözlerinde ‘Men teşebbehe bikavmin fehuve minhum ‘Kim ki bir başka kavme benzemeye çalışıyor, o onlardandır’ buyurmuştur.

Bundan daha önemlisi Peygamber efendimiz Medine’ye teşriflerinden sonra orada yaşayan bazı yahudilerin Muharrem ayının 10. günü oruç tuttuğunu öğrendiğinde ‘biz de tutalım. Ama onlara benzmemek için 2 gün oruç tutalım’ buyurmuştur.

Oruç gibi ulvi bir ibadeti yapmakta bile yahudilere benzememek için ayırıcı koyan ve ümmetine ya onuncu ve onbirinci, ya da dokuzuncu ve onuncu günü olmak üzere iki gün oruç tutmayı tavsiye etmiş öğütlemiştir.

MEKKE’NİN FETHİ MESELESİ

Son günlerde yeni bir moda gelişti. ‘Müslüman Yılbaşı kutlamaz. Mekke’nin fethini kutlar. Buyrun 1 ocak’ta Mekkenin fethini kutlayalım.

Hatırlıyorum

Mekkenin fethini kutlamak için ilk hareket Prof Dr. Necmettin Erbakan’ın tavsiyeleriyle MSP’nin gençlik oluşumu AKINCILAR tatafından Abdi İpekçi Spor Salonunda düzenlenmiş, o zaman yasaklı olan Erbakan Hoca da buraya davetli gibi gelip konuşma yapmıştı.

12 Eylül zulmünün hüküm sürdüğü günlerde böyle bir çıkış yolu ERBAKAN hoca ile partilileri buluşturmuştu.

ŞİMDİ bazı kişiler Yılbaşı’nakarşı çıkarken yerine ‘1Ocak Mekkenin Fethi’ kutlamasını yerine ikame ediyorlar.

Öncelikle Mekke 1 Ocak’ta fethedilmedi.

Peygamber efendimiz (S.A.V.) Hudeybiye’de müşriklerin andlaşmaya adının yazılmazını bile kabul etmeyen ağır şartlarını kabul ederken,bir yıl sonra Mekke’nin fethine hazırlık yapıyordu. Hudeybiye Musalahasının maddelerinden biri ‘Bir Müşrik kabile bir müslüman kabileye saldırmayacaktı. Eğer saldırırsa bu savaş sebebi olacaktı. Beni Bekr kabilesi Müslüman Beni Uzza kabilesine saldırınca altyapı oluşmuştu.

Peygamberimiz 630 miladi 3 ocak günü Ramazanın 10. günü Medineden yola çıktı.

Ramazanın 20. günü yani 13 ocak 630 günü Mekke kapılarına geldi. Ordusunu Hudeybiye sahrasına konaklatan peygamberimiz gece eshabın her birinin birer mum yakarak sahraya yayılamalarını emretti. Elçi olarak görüşmeye gelen Ebu Süfyan bu tabloyu görünce Mekke’ye dönüp ‘Muhammedin ordusu çok kalabalık savaşamayız’ diyerek teslim olmayı teklif etmiştir. O sırada müslüman da olan Ebu Süfyan 4 koldan islam ordusunun Mekke’ye girişini izlemiştir. Peygamberimiz elindeki bastonla kabenin bahçesindeki putları devirmiş, kabenin içini de putlardan temizlemiştir. Mekke’nin fethi bir deha ürünüdür. 4 sahabi 13 Müşrik ölümüyle fetih tamamlanmıştır.

Bununla ilgili hadislere göre de Mekke’nin fethi 1 Ocak değil, 13 Ocak’tır.

Önce bunu doğru bilmek lazım.

Okuduğunuz için teşekkürler . Allaha emanet olunuz.

64’ler’den Abdurrahman Pala ile Röportaj

Röportajlar içinde tarafından yazıldı

64’ler’den Abdurrahman Pala ile Röportaj

Ben: Biz sizi daha çok 64’ler’in sahibi olarak tanıyoruz ama kendinizi bize tanıtabilir misiniz acaba?
ap3
Abdurrahman Pala: Evet, doğru. Bilgisayar meftunu çocuklar beni 64’ler dergisinin sahibi olarak tanıyorlar. Ben 1953 Manisa doğumluyum. Bir köy çocuğuyum. Ortaokul çağlarında İstanbul’a geldim. İstanbul’da bir taraftan okurken, bir taraftan çalışmaya başladım. İlk işim Yeni İstanbul gazetesinde idi. Yeni İstanbul gazetesinde başlayan gazetecilik hayatım, Hergün, Milliyet, Ortadoğu, Tercüman, Türkiye ve diğer gazetelerde devam etti. 1980’de Tercüman gazetesinde iken, Tercüman gazetesinin sıkıyönetim tarafından kapatıldığı bir dönem vardı, o arada reklam ajansı açmıştım. Önce Dost Reklam’dı adı, sonra Safa Tanıtım Reklam Ajansı olarak şirket haline dönüştürdüm. Safa Tanıtım Reklam Ajansı bünyesinde daha çok reklam matbua işleri yapıyorduk, reklamcılık hizmeti veriyorduk ama gönlümüzde hep, bilgisayar nesline, batılı çocuklara göre geride kaldığına inandığımız Türk çocukları için bilgisayar alanındaki boşluğun kapatılması gerektiğine inanıyorduk. Ortada da doğru dürüst yayın yoktu. Bu yüzden önce MSX Bilgisayar diye bir dergi çıkardık. MSX Bilgisayar dergisini çıkardık ama içinde güzel şeyler yazdığımıza, güzel bilgiler aktardığımıza inanmamıza rağmen çok fazla talep bulmadı. Özellikle çocuklar buna çok ilgi göstermediler. O zaman da piyasada Amstrad’lar vardı, Sinclair’ler vardı, Commodore vardı, Atari vardı, birçok oyun konsolu vardı. Ama MSX bir sistem olmasına rağmen çok fazla talep bulmadı. Bunun üzerine Tayfun Tözen diye bir arkadaşımız vardı, o geldi dedi ki, “Abi yanlış yaptın. Eğer bilgisayar alanında çocuklara katkı sağlayacak birşey yapıyorsan, yapman gereken Commodore dergisidir,” dedi. Teleteknik şirketi, Commodore’un Türkiye mümessiliydi ve onların Commodore diye bir dergileri vardı. Biz “Commodore” diye bir dergi yapamazdık. Bunların ortak ögesi nedir diye baktık. Hepsinin ortak ögesi 64K bilgisayarlar olmasıydı. Buradan hareketle “64’ler” diye, dergimizi çıkardık. Ve 64’ler dergisi, ilkel şartlarda, çok mütevazı şartlarda çıkan ilk sayısından son sayısına kadar büyük bir gelişme kaydetti. Yaklaşık 4,5 sene gibi bir süre yayınlandı. Her sayıdan bir tanesini arşiv diye sakladım, bir de ciltlettim onları. Ciltli olarak duruyor. 64’ler’in hikayesi böyle…

Ben 64’ler dergisinde çocukların “Apo Abi”siydim. Onlarla iyi bir diyalog kurmaya, onlara bu soğuk aleti sevdirmeye çalıştık. Mücadelemiz, katkımız oydu. O yüzden, battık, zarar ettik, şirketlerimiz iflas etti ama olsun, manevi hazzı bize yetiyor…

Ben: Kaç sayı çıkardınız MSX dergisini?

AP: 3 sayı çıkardık. 3 ay devam ettik. 1988’in ocak ayında çıktı, ocak-şubat-martta MSX’i yayınladık, Nisan’88’de de 64’ler’i yayınladık.

Ben: 64’ler’i hazırlarken örnek aldığınız bir dergi var mıydı?

AP: Yok, tamamen bizim tasarımımızdı. Eski gazeteci olmak hasibiyle, gazete sayfa düzeni yapardım. O işte çalışır olmak itibariyle kendi şartlarımızla, kendi imkanlarımızla tasarlıyorduk. O gün Türkiye’de matbaa teknolojisi de bu kadar gelişmiş değildi…

Ben: Bugünden bakınca da çok ilkel duruyor. Herhalde kendiniz elle tasarlıyordunuz sayfaları… AP: Evet, pikaj yapıyorduk. Şöyle anlatayım, toplu IBM’ler vardı. Daktilo gibi makinelerde (daktilonun biraz daha gelişmişiydi) onları yazıyorduk belli ölçülerde, o yazdıklarımızı daha sonra kağıda çıktı alıyorduk laser printer’dan, o çıktı aldıklarımızı makasla kesip pikaj yapıyorduk. Yaptığımız pikajları daha sonra filme aktarıyor, öylece basıyorduk. İlk sayılarımızı öyle bastık. Daha sonra, sağolsun, Amiga imdadımıza yetişti. Amiga ile sayfa düzenimizi yapmaya başladık. Derlenip toparlandığımız, gerçekten yüzüne bakılabilir bir dergi yaptığımız yıllar, Amiga’nın bize bir katkısıdır. Artık eski matbaa teknolojisi yerine Amiga bilgisayarla dergiyi yapmaya başladığımız zaman, işin çehresi de değişmiştir. Dergi de yüzüne bakılır bir hal almıştır.

Ben: Derginin satışı ne seviyedeydi, hatırlıyor musunuz?

AP: 64’ler dergisi kendi sahasında bir rekorun sahibidir. Yayınlandığı dönemde 8642 adet satışla rekoru vardır. O yıllarda hiçbir sektörel dergi bu rakama ulaşabilmiş değildir.

Ben: Diğer Commodore ya da Amiga Dünyası dergileri dahil olmak üzere…

AP: Onlar dahil hiçbirisi…Commodore zaten 3000 tane basılıyordu. Basan matbaa, arkadaşımızdı. 1000-1500 tanesi satılıyor, bir miktar da Teleteknik bayilerine gönderiliyordu. Biz 2000 satarak başladık. İlk sayımızı [Nisan’88] 2000 bastık, mayıs sayımızı 3000 bastık. Ve 1988 senesini 3000’le tamamladık. 1989 senesinde önce 5000, sonra 6000 sonra 10000 basmaya başladık. Son sayılarımızı 10000 basıyorduk ve en son, kapanmamıza yakın tiraj rekorumuz 8642 adet satıştı ki, o günkü sektörel bazda rekordu. Yani hiçbir sektör dergisi, kimi alırsan al, muhasebeciler, sanayicisi, ilaççısı veya bir başka biri, sektörel bazda yayınlaman dergilerin hiçbiri (ki o günlerde Emniyet Genel Müdürlüğü’nden izin alınmış yaklaşık 45’e yakın sektörel dergi vardı) hiçbirisinin satışı bizim rakamlarımıza ulaşmamıştı.

Ben: Yazar kadrosu hakkında ne söyleyeceksiniz? Yazarların çoğu daha çocuk yaşta idi sanırım…

AP: Evet, zaten başarımız odur. 64’ler dergisinin başarısı sadece Abdurrahman Pala değildir. Profesyonel bazda işe sahip olan kişi bendim, Abdurrahman Pala idi, doğru. Sahibi bendim, şöförü bendim, amelesi bendim, kağıtların hamallığını yapan kişi bendim ama benim yazar kadrom ortaokul ve lise çağındaki bilgisayar tutkunu çocuklardı. Ve bu çocuklar, (Beşiktaş’ta çok geniş bir ofisimiz vardı) o ofisimizde ben onlara üç tane oda, üç tane salon tahsis etmiştim. Bilgisayarları da sıralamıştık önlerine. Bunlar okuldan çıktıklarında bize geliyorlardı. Bazen gece evlerine gitmekte zorlanıyorlardı. Babaları, “Artık gönder çocuğumu!” diyorlardı. Aramızda böyle bir dostluk, bir ilişki doğmuştu. Önlerinde bilgisayar var, ortam sıcak, kaloriferli, derli toplu bir ofis, çayı kahvesi de geliyor…

Yazının Devamı

yukarı git